Ve-iżâ raevke in yetteḣiżûneke illâ huzuven ehâżâ-lleżî be'aśa(A)llâhu rasûlâ(n)
(41-42) Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilahlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilahlarımızdan uzaklaştıracaktı" (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.
Seni gördükleri zaman "Bu mu Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği?" diye hep seni alaya alıyorlar.
Bu ayet, müşriklerin Peygamber Efendimiz'e karşı takındıkları alaycı tavrı ve O'nun risaletini küçümsemelerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Özellikle 'hüzüv' ve 'resûl' kavramları, bu alaycılığın ve risaletin reddinin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, رؤية (rü'yet) kelimesini hem gözle görme (basar) hem de kalple idrak etme (basîret) anlamlarında kullanır. Ayetteki 'ra'evke' ifadesi, müşriklerin Peygamber'i fiziksel olarak görmelerini, ancak O'nun risaletini idrak edememelerini vurgular. Onlar sadece bedeni görmüş, manevi makamını kavrayamamışlardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ra'evke' ifadesini, müşriklerin Peygamber'i gördüklerinde gösterdikleri tepkiyi anlatmak için kullanır. Burada görme eylemi, alay etme fiilinin başlangıcı ve tetikleyicisidir. Onlar için bu görme, iman etme değil, istihza etme vesilesi olmuştur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, اتخاذ (ittihâz) fiilinin burada 'bir şeyi kendine meslek edinmek, sürekli kılmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Müşrikler, Peygamber'i alaya almayı adeta bir alışkanlık, bir tavır haline getirmişlerdir. Bu, geçici bir durum değil, sürekli bir tutumdur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ahz' kökünün 'bir şeyi ele geçirmek, sahiplenmek' anlamının yanı sıra, mecazi olarak 'bir şeyi bir sıfatla nitelemek' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yet'tehizûneke', Peygamber'i 'alay konusu' sıfatıyla nitelemeleri, O'nu bu şekilde konumlandırmaları demektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, هُزُو (hüzüv) kelimesini 'istihza' ve 'sühriye' ile eş anlamlı olarak açıklar. Bu, birini küçümsemek, hafife almak ve onunla eğlenmek demektir. Ayette, müşriklerin Peygamber'i risaletinden dolayı küçümseyerek alay ettikleri vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüzüv' kelimesinin 'bir şeyi hafife almak, ciddiye almamak' anlamını taşıdığını belirtir. Müşrikler, Peygamber'in risaletini ciddiye almamış, onu bir oyun ve eğlence konusu olarak görmüşlerdir. Bu, onların iman etmeye karşı direnişlerinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hüzüv' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlere karşı gösterilen küçümseyici ve inkarcı tavırları ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu, sadece bir şaka değil, ilahi mesajı ve elçiyi reddetmenin bir biçimidir. Müşrikler, Peygamber'i alaya alarak O'nun ilahi statüsünü inkar etmişlerdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'ba'ase' fiilinin 'birini bir iş için göndermek, görevlendirmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette Allah'ın Peygamber'i 'resûl' olarak görevlendirmesi, O'na özel bir misyon yüklemesi anlamına gelir. Müşrikler ise bu ilahi görevlendirmeyi sorgulamaktadırlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ba's' kelimesinin 'uykudan uyandırmak, diriltmek' gibi temel anlamlarının yanı sıra, 'birini bir yere göndermek, bir işe memur etmek' anlamında da kullanıldığını belirtir. Allah'ın Peygamber'i 'ba'setmesi', O'nu insanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirmesi ve bu görevi yerine getirmesi için yetkilendirmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'resûl' kelimesinin 'gönderilen, elçilik yapan' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'resûlâ' ifadesi, Peygamber'in Allah tarafından insanlara gönderilen bir elçi olduğunu, O'nun ilahi bir misyon taşıdığını vurgular. Müşriklerin alayı ise bu elçilik makamını hedef almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl' kelimesinin 'bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişi' olduğunu açıklar. Bu mesaj, ilahi bir kaynaktan gelir ve elçi, bu mesajı eksiksiz ve doğru bir şekilde insanlara ulaştırmakla yükümlüdür. Müşriklerin 'Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?' sorusu, O'nun bu vasfını inkar etme amacı taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resûl' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. 'Resûl', sadece bir haberci değil, aynı zamanda ilahi iradenin yeryüzündeki temsilcisi ve uygulayıcısıdır. Müşriklerin bu kavramı sorgulaması, Allah'ın otoritesini ve O'nun insanlarla iletişim kurma biçimini reddetmeleri anlamına gelir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.