İçeriğe atla
Furkân 45Cüz 19 · Sayfa 364

Furkân Sûresi 45. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece'alehu sâkinen śümme ce'alnâ-şşemse ‘aleyhi delîlâ(n)

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.

Furkân Sûresi

“Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece’alehu sâkinen sümme ce’alnâ-şşemse aleyhi delîlâ(n)” Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık. (25/45)


Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


Fususül Hikemde 25/45-46 âyet açıklması ile yolumuza devan edelim…

"Sen Rabbine nazar etmez misin, gölgeyi nasıl uzattı? Eğer dilese idi, onu sakin kılar idi", (Furkân, 25/45) ya'nî bilkuvve onda olur idi (25).

24/45-) Elem tera ila Rabbike keyfe meddezzıll* velev şae lecealehu sakina* sümme cealneşŞemse aleyhi deliyla;

24/45- Görmedin mi Rabbini, (Hakikat güneşi tam yükselmemişken) gölgeyi (benliği) nasıl uzattı? Eğer dileseydi onu elbette sakin (hareketsiz, sürekli) kılardı... Sonra, Güneş'i (hakikatin farkındalığını) ona delil kıldık.

Hz. Şeyh (r.a.) sûre-i Furkân'da olan bu âyet-i kerime ile vü­cûdun gölgesi a'yân-ı mümkinat üzerine yayılan-uzayan- olduğunu delile dayanarak açıkladı. Ya'nî âyet-i kerîmenin ma'nâ-yı münîfı böyle demek olur: Ey Habîbim, sen Rabb'ine nazar etmez misin, nûr-i vücûdu a'yân-ı mümki­nat üzerine nasıl uzattı ve nûr-i vücûd ile âlemin sûretlerinde nasıl tecel­lî eyledi?

Eğer meşiyyeti taalluk edeydi, o uzatılmış gölgeyi sakin kı­lar idi. Yani dilemiş olsaydı uzamış olan gölgeyi sakin kılar idi yani Ya'nî uzayan gölge Hakk'ın vücûdunda kuvvede kalır ve asla zahir olmazdı. Bunu nereden biliyoruz, hani Efendimizin gölgesi yere düşmezdi ya işte o da bura ile ilgilidir. Cenab-ı Hakk O’nda Zat’ını zuhura getirdiği için hiç gölgesini yere düşürmedi.

Üzerinde bir bulut geziyordu, güneş kapandığı zaman gölgesi uzamıyordu. Zat’ın da gölgesi gözükmediğine ve olmadığına göre Efendimiz (sav) in de gölgesi yoktur, yani bu yüzden yoktur.

Tevhid ilmini bilmeyen bu âlemleri bilmez anlayamaz. Anlaması için gölgeden asla bakması lazımdır. Kendi varlığına gözü takılan gölgede kalmış olur. Ama gölgeyi bir vasıta bilip te asla doğru gitmek istersek kişi o zaman Hakk’ı bulmuş olur. İşte bizi dünyada gölge oyalıyor.[61]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)