Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece'alehu sâkinen śümme ce'alnâ-şşemse ‘aleyhi delîlâ(n)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona (gölgeye) delil kılmışızdır.
Bu ayet, Allah'ın kudretini ve evrendeki düzeni gölge ve güneş metaforu üzerinden anlatmaktadır. Anahtar kavramlar, gölgenin uzatılması, durdurulması ve güneşin ona delil kılınması fiilleri etrafında şekillenerek ilahi iradeyi ve yaratılışın inceliklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medd (مد) kelimesi, bir şeyi uzatmak, yaymak ve genişletmek anlamına gelir. Ayetteki 'medde' (مدّ) fiili, gölgenin yeryüzüne yayılmasını ve uzamasını ifade eder ki bu, Allah'ın kudretinin bir nişanesidir. Gölgenin belirli bir düzen içinde uzaması, ilahi iradenin tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Medd (مد) fiili, bir şeyin yayılması ve genişlemesi anlamında kullanılır. Ayetteki 'medde' (مدّ) ifadesi, gölgenin güneşin hareketine bağlı olarak yeryüzünde yayılmasını ve uzamasını mecazi olarak anlatır. Bu, Allah'ın yaratılışındaki düzeni ve kudretini gösteren bir örnektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Medd (مد) kökü, bir şeyin uzatılması, genişletilmesi ve yayılması anlamlarını içerir. Ayetteki 'medde' (مدّ) fiili, gölgenin yeryüzünde belirli bir düzen içinde uzamasını ve yayılmasını ifade eder. Bu, Allah'ın evrendeki fiziksel yasaları koyma ve yönetme gücünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zıll (ظل) kelimesi, güneşin veya başka bir ışığın engellenmesiyle oluşan karanlık anlamına gelir. Ayetteki 'ez-zılle' (الظل) ifadesi, Allah'ın kudretinin bir nişanesi olarak gölgenin yaratılışını ve hareketini vurgular. Gölgenin uzaması ve kısalması, ilahi bir düzenin parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zıll (ظل), güneşin veya ışığın engellenmesiyle meydana gelen karanlıktır. Ayetteki 'ez-zılle' (الظل) kelimesi, Allah'ın yaratılışındaki inceliği ve kudreti gösteren bir olgu olarak ele alınır. Gölgenin uzatılması, Allah'ın iradesiyle gerçekleşen bir doğa olayıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zıll (ظل) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve evrendeki düzenin bir sembolü olarak kullanılır. Ayetteki 'ez-zılle' (الظل) ifadesi, gölgenin yaratılışının ve hareketinin Allah'ın iradesine bağlı olduğunu gösterir. Bu, insanın Allah'ın yaratıcılığı üzerindeki düşünmesini teşvik eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sükûn (سكون) kelimesi, hareketin zıttı olarak durgunluk ve hareketsizlik anlamına gelir. Ayetteki 'sâkinen' (ساكنا) ifadesi, Allah'ın dileseydi gölgeyi sabit ve hareketsiz kılacağını belirtir. Bu, Allah'ın evrendeki her şey üzerindeki mutlak kudretini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sükûn (سكون), bir şeyin yerinde durması, hareket etmemesi halidir. Ayetteki 'sâkinen' (ساكنا) kelimesi, gölgenin hareket etmeden, sabit bir şekilde kalması durumunu ifade eder. Bu, Allah'ın iradesinin evrendeki her şeyi kapsadığını ve dilediği gibi değiştirebileceğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sâkin (ساكن) kelimesi, hareket etmeyen, duran anlamına gelir. Ayetteki 'sâkinen' (ساكنا) ifadesi, Allah'ın dileseydi gölgeyi hareket ettirmeden, sabit bir halde bırakabileceğini anlatır. Bu, Allah'ın yaratılışındaki mükemmelliği ve kudretini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Delîl (دليل) kelimesi, bir şeye yol gösteren, rehberlik eden veya bir şeyin varlığını kanıtlayan işaret anlamına gelir. Ayetteki 'delîlen' (دليلا) ifadesi, güneşin gölgenin varlığına ve hareketine bir kanıt olduğunu belirtir. Güneşin hareketi, gölgenin uzamasını ve kısalmasını sağlar, bu da Allah'ın yaratılışındaki düzeni gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Delîl (دليل), bir şeyi gösteren, ona işaret eden veya onu kanıtlayan şeydir. Ayetteki 'delîlen' (دليلا) kelimesi, güneşin gölgenin varlığına ve hareketine bir işaret ve kanıt olduğunu ifade eder. Güneşin doğuşu ve batışı, gölgenin oluşumunu ve değişimini açıkça gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Delîl (دليل) kökü, yol gösterme, işaret etme ve kanıtlama anlamlarını içerir. Ayetteki 'delîlen' (دليلا) ifadesi, güneşin gölgenin varlığına ve hareketine bir delil olarak kullanıldığını gösterir. Bu, Allah'ın evrendeki her şeyi birbiriyle bağlantılı ve anlamlı kıldığını vurgular.
Furkân Sûresi
“Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece’alehu sâkinen sümme ce’alnâ-şşemse aleyhi delîlâ(n)” Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık. (25/45)
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Fususül Hikemde 25/45-46 âyet açıklması ile yolumuza devan edelim…
"Sen Rabbine nazar etmez misin, gölgeyi nasıl uzattı? Eğer dilese idi, onu sakin kılar idi", (Furkân, 25/45) ya'nî bilkuvve onda olur idi (25).
24/45-) Elem tera ila Rabbike keyfe meddezzıll* velev şae lecealehu sakina* sümme cealneşŞemse aleyhi deliyla;
24/45- Görmedin mi Rabbini, (Hakikat güneşi tam yükselmemişken) gölgeyi (benliği) nasıl uzattı? Eğer dileseydi onu elbette sakin (hareketsiz, sürekli) kılardı... Sonra, Güneş'i (hakikatin farkındalığını) ona delil kıldık.
Hz. Şeyh (r.a.) sûre-i Furkân'da olan bu âyet-i kerime ile vücûdun gölgesi a'yân-ı mümkinat üzerine yayılan-uzayan- olduğunu delile dayanarak açıkladı. Ya'nî âyet-i kerîmenin ma'nâ-yı münîfı böyle demek olur: Ey Habîbim, sen Rabb'ine nazar etmez misin, nûr-i vücûdu a'yân-ı mümkinat üzerine nasıl uzattı ve nûr-i vücûd ile âlemin sûretlerinde nasıl tecellî eyledi?
Eğer meşiyyeti taalluk edeydi, o uzatılmış gölgeyi sakin kılar idi. Yani dilemiş olsaydı uzamış olan gölgeyi sakin kılar idi yani Ya'nî uzayan gölge Hakk'ın vücûdunda kuvvede kalır ve asla zahir olmazdı. Bunu nereden biliyoruz, hani Efendimizin gölgesi yere düşmezdi ya işte o da bura ile ilgilidir. Cenab-ı Hakk O’nda Zat’ını zuhura getirdiği için hiç gölgesini yere düşürmedi.
Üzerinde bir bulut geziyordu, güneş kapandığı zaman gölgesi uzamıyordu. Zat’ın da gölgesi gözükmediğine ve olmadığına göre Efendimiz (sav) in de gölgesi yoktur, yani bu yüzden yoktur.
Tevhid ilmini bilmeyen bu âlemleri bilmez anlayamaz. Anlaması için gölgeden asla bakması lazımdır. Kendi varlığına gözü takılan gölgede kalmış olur. Ama gölgeyi bir vasıta bilip te asla doğru gitmek istersek kişi o zaman Hakk’ı bulmuş olur. İşte bizi dünyada gölge oyalıyor.[61]