İnnehâ sâet mustekarran vemukâmâ(n)
"Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası."
Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır.
Bu ayet, cehennemin kötü bir yerleşim ve ikametgah olduğunu vurgulayarak, 'sâet' fiili ile olumsuzluğu, 'müstekarr' ile kalıcı yerleşimi ve 'mukâm' ile sürekli ikameti ifade etmektedir. Dilbilimsel olarak bu kelimeler, cehennemin niteliğini ve azabın sürekliliğini pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-v-e' kökünü, bir şeyin çirkin, kötü ve hoşa gitmeyen bir hale gelmesi olarak açıklar. Ayetteki 'sâet', cehennemin niteliğinin son derece kötü ve istenmeyen olduğunu vurgular, yani 'ne kötü bir yer oldu' anlamını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sâet' fiilinin burada 'bi'se' (ne kötü) anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, cehennemin 'müstekarr' ve 'mukâm' olarak nitelendirilmesinin şiddetini artırır ve onun kötülüğünü mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki olumsuzluk bildiren fiillerin, sadece bir durumu değil, aynı zamanda o durumun ahlaki ve ontolojik değerini de ifade ettiğini belirtir. 'Sâet' kelimesi, cehennemin sadece fiziksel olarak kötü değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi olarak da en dip noktada olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-r-r' kökünü, bir şeyin sabit olması, yerleşmesi ve istikrar kazanması olarak açıklar. 'Müstekarr', bir şeyin nihai olarak yerleştiği, kalıcı olarak kaldığı yerdir. Ayette cehennemin, azap çekenler için geçici değil, kalıcı bir yerleşim yeri olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'müstekarr' kelimesinin, bir şeyin durduğu, sabitlendiği ve ondan ayrılmadığı yer olduğunu belirtir. Bu bağlamda cehennem, azap ehli için bir daha çıkışın olmadığı, sürekli kalınacak bir yerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müstekarr' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin nihai varış noktası ve kalıcı ikametgahı olarak kullanıldığını vurgular. Ayette, cehennemin azap çekenler için son durak ve ebedi kalacakları yer olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-v-m' kökünü, ayakta durmak, ikamet etmek ve bir yerde kalmak olarak açıklar. 'Mukâm', bir kişinin durduğu, ikamet ettiği veya kaldığı yerdir. Ayette 'müstekarr' ile birlikte kullanılarak, cehennemin sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda sürekli ikamet edilecek bir durak olduğunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mukâm' kelimesinin, bir yerde uzun süre kalmayı ve orada yerleşmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cehennemin azap çekenler için geçici değil, sürekli bir ikametgah olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mukâm' kelimesinin 'müstekarr' ile birlikte kullanılmasının, cehennemin kötülüğünü ve azabın sürekliliğini vurgulamak için bir tekit (pekiştirme) olduğunu ifade eder. Bu iki kelime, cehennemin hem yerleşim hem de ikamet açısından ne denli kötü olduğunu anlatır.
Furkân Sûresi
“Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.” (25/66)
Celâl tecellisi ve mudill esmâsı ile nefsi emmare ateşinin durağının sakini olmak kötüdür. (Murat Derûni)