Vekîle lehum eyne mâ kuntum ta'budûn(e)
(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Şuarâ Suresi'nin 92. ayeti, kıyamet gününde müşriklere yöneltilen bir sorgulamayı ele almaktadır. Ayet, taptıkları ilahların acizliğini ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacaklarını vurgulayarak şirk inancının boşluğunu ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' (قول) kökünü, bir düşünceyi veya anlamı ifade etmek için kullanılan her türlü söz olarak tanımlar. Ayetteki 'kîle' (قِيلَ) formu, bu sözün kim tarafından söylendiği açıkça belirtilmeksizin, ilahi bir irade veya melekler aracılığıyla dile getirildiğini ima eder ve sorgulamanın ciddiyetini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'in (قول) hem sözlü hem de zihinsel ifadeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki pasif yapı, bu sorgulamanın evrensel ve kaçınılmaz bir gerçeklik olarak tüm müşriklere yöneltildiğini, dolayısıyla muhatabın kim olduğundan ziyade sorgulamanın kendisinin önemini öne çıkarır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eyne' (أَيْنَ) kelimesinin mekan sormak için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin taptıkları varlıkların kıyamet gününde kendilerine yardım edemeyecek kadar ortadan kaybolduğunu veya güçsüz kaldığını ima ederek, onların acizliğini ve şirk inancının boşluğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eyne' (أَيْنَ) gibi soru edatlarının Kur'an'da bazen kınama ve azarlama maksadıyla kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de 'nerede' sorusu, müşriklerin taptıkları ilahların onlara yardım edememesinden duyulan hayal kırıklığını ve bu inancın anlamsızlığını dile getiren bir azarlama niteliğindedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâne' (كان) fiilinin genellikle geçmişte bir durumun sürekliliğini veya varlığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'küntüm' (كُنتُمْ) ifadesi, müşriklerin dünyada iken taptıkları varlıklara olan sürekli bağlılıklarını ve bu bağlılığın kıyamet gününde anlamsız hale geldiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kâne' (كان) fiilinin Kur'an'da sadece zamansal bir varoluşu değil, aynı zamanda bir durumun veya niteliğin sürekliliğini de ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'küntüm' (كُنتُمْ), müşriklerin dünyadaki 'tapma' eyleminin sürekliliğini ve bu eylemin kıyamet gününde hiçbir fayda sağlamayacağını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' (عبد) kökünü, boyun eğme, itaat etme ve alçakgönüllülük gösterme anlamlarıyla açıklar. 'İbadet' (عبادة) ise, en üst düzeyde boyun eğme ve itaat etme halidir. Ayetteki 'ta'budûne' (تَعْبُدُونَ) ifadesi, müşriklerin Allah'a ait olan bu en üst düzey itaati, aciz varlıklara yönelttiklerini ve bunun kıyamet gününde sorgulandığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ibadet'i (عبادة), Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve boyun eğme olarak tanımlar. Ayetteki 'ta'budûne' (تَعْبُدُونَ) kelimesi, müşriklerin bu teslimiyeti yanlış adreslere yönlendirmelerinin kıyamet günündeki sonuçlarını ve bu eylemin ne kadar boş olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ibadet' (عبادة) kavramının Kur'an'da sadece ritüelistik eylemleri değil, aynı zamanda Allah'ın emirlerine uymayı ve O'na tam bir teslimiyet göstermeyi de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'ta'budûne' (تَعْبُدُونَ) ifadesi, müşriklerin Allah'tan başkasına yönelttikleri bu kapsamlı teslimiyetin, ahirette hiçbir karşılığının olmadığını ve sorgulanacağını ortaya koyar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.