İçeriğe atla
TefsirŞuarâ
Sure 26Mekkî227 ayet

Şuarâ

Şairler

الشعراء

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 19 · Sayfa 367

طسٓمٓ

Tâ-Sîn-Mîm

Ta Sin Mim.

2Cüz 19 · Sayfa 367

تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

Tilke âyâtu-lkitâbi-lmubîn(i)

Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.

3Cüz 19 · Sayfa 367

لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Le'alleke bâḣi'un nefseke ellâ yekûnû mu/minîn(e)

Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adeta kendini helak edeceksin!

4Cüz 19 · Sayfa 367

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ

İn neşe/ nunezzil ‘aleyhim mine-ssemâ-i âyeten fezallet e'nâkuhum lehâ ḣâdi'în(e)

Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.

5Cüz 19 · Sayfa 367

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Vemâ ye/tîhim min żikrin mine-rrahmâni muhdeśin illâ kânû ‘anhu mu'ridîn(e)

Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

6Cüz 19 · Sayfa 367

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Fekad keżżebû feseye/tîhim enbâu mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)

Onlar (Allah'ın ayetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

7Cüz 19 · Sayfa 367

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Eve lem yerav ilâ-l-ardi kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(in)

Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.

8Cüz 19 · Sayfa 367

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

9Cüz 19 · Sayfa 367

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

10Cüz 19 · Sayfa 367

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

Ve-iż nâdâ rabbuke mûsâ eni-/ti-lkavme-zzâlimîn(e)

(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

11Cüz 19 · Sayfa 367

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Kavme fir'avn(e)(c) elâ yettekûn(e)

(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

12Cüz 19 · Sayfa 367

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Kâle rabbi innî eḣâfu en yukeżżibûn(i)

Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

13Cüz 19 · Sayfa 367

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ

Veyadîku sadrî velâ yentaliku lisânî feersil ilâ hârûn(e)

"Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Harun'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)."

14Cüz 19 · Sayfa 367

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

Velehum ‘aleyye żenbun feeḣâfu en yaktulûn(i)

"Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım."

15Cüz 19 · Sayfa 367

قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

Kâle kellâ(s) feżhebâ bi-âyâtinâ(s) innâ me'akum mustemi'ûn(e)

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

16Cüz 19 · Sayfa 367

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Fe/tiyâ fir'avne fekûlâ innâ rasûlu rabbi-l'âlemîn(e)

"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz",

17Cüz 19 · Sayfa 367

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

En ersil me'anâ benî isrâ-îl(e)

"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."

18Cüz 19 · Sayfa 367

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Kâle elem nurabbike fînâ velîden velebiśte fînâ min ‘umurike sinîn(e)

Firavun, şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."

19Cüz 19 · Sayfa 367

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ

Vefe'alte fa'leteke-lletî fe'alte veente mine-lkâfirîn(e)

"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."

20Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Kâle fe'altuhâ iżen ve enâ mine-ddâllîn(e)

Musa, şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım."

21Cüz 19 · Sayfa 368

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Feferartu minkum lemmâ ḣiftukum fevehebe lî rabbî hukmen vece'alenî mine-lmurselîn(e)

"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."

22Cüz 19 · Sayfa 368

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Vetilke ni'metun temunnuhâ ‘aleyye en ‘abbedte benî isrâ-îl(e)

"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."

23Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Kâle fir'avnu vemâ rabbu-l'âlemîn(e)

Firavun, "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

24Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Kâle rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ(s) in kuntum mûkinîn(e)

Musa, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."

25Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Kâle limen havlehu elâ testemi'ûn(e)

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.

26Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Kâle rabbukum verabbu âbâ-ikumu-l-evvelîn(e)

Musa, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

27Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Kâle inne rasûlekumu-lleżî ursile ileykum lemecnûn(un)

Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi.

28Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Kâle rabbu-lmeşriki velmaġribi vemâ beynehumâ(s) in kuntum ta'kilûn(e)

Musa, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.

29Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

Kâle le-ini-tteḣażte ilâhen ġayrî leec'alenneke mine-lmescûnîn(e)

Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."

30Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ

Kâle eve lev ci/tuke bişey-in mubîn(in)

Musa, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.

31Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Kâle fe/ti bihi in kunte mine-ssâdikîn(e)

Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.

32Cüz 19 · Sayfa 368

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu'bânun mubîn(un)

Bunun üzerine Musa, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

33Cüz 19 · Sayfa 368

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ

Veneze'a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn(e)

Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.

34Cüz 19 · Sayfa 368

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ

Kâle lilmele-i havlehu inne hâżâ lesâhirun ‘alîm(un)

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır" dedi.

35Cüz 19 · Sayfa 368

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Yurîdu en yuḣricekum min ardikum bisihrihi femâżâ te/murûn(e)

"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"

36Cüz 19 · Sayfa 368

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

Kâlû ercih veeḣâhu veb'aś fî-lmedâ-ini hâşirîn(e)

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

37Cüz 19 · Sayfa 368

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

Ye/tûke bikulli sehhârin ‘alîm(in)

"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."

38Cüz 19 · Sayfa 368

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Fecumi'a-sseharatu limîkâti yevmin ma'lûm(in)

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

39Cüz 19 · Sayfa 368

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

Vekîle linnâsi hel entum muctemi'ûn(e)

İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

40Cüz 19 · Sayfa 369

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Le'allenâ nettebi'u-sseharate in kânû humu-lġâlibîn(e)

"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)

41Cüz 19 · Sayfa 369

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Felemmâ câe-sseharatu kâlû lifir'avne e-inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîn(e)

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.

42Cüz 19 · Sayfa 369

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Kâle ne'am ve-innekum iżen lemine-lmukarrabîn(e)

Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.

43Cüz 19 · Sayfa 369

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(e)

Musa onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.

44Cüz 19 · Sayfa 369

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

Feelkav hibâlehum ve'isiyyehum ve kâlû bi'izzeti fir'avne innâ lenahnu-lġâlibûn(e)

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.

45Cüz 19 · Sayfa 369

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Feelkâ mûsâ ‘asâhu fe-iżâ hiye telkafu mâ ye/fikûn(e)

Musa da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

46Cüz 19 · Sayfa 369

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ

Feulkiye-sseharatu sâcidîn(e)

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

47Cüz 19 · Sayfa 369

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Kâlû âmennâ birabbi-l'âlemîn(e)

"Alemlerin Rabbine inandık" dediler.

48Cüz 19 · Sayfa 369

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Rabbi mûsâ vehârûn(e)

"Musa'nın ve Harun'un Rabbi'ne."

49Cüz 19 · Sayfa 369

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum(s) innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta'lemûn(e)(c) leukatti'anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma'în(e)

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

50Cüz 19 · Sayfa 369

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Kâlû lâdayr(a)(s) innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(e)

Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."

51Cüz 19 · Sayfa 369

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

İnnâ natme'u en yaġfira lenâ rabbunâ ḣatâyânâ en kunnâ evvele-lmu/minîn(e)

"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

52Cüz 19 · Sayfa 369

۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi'ibâdî innekum muttebe'ûn(e)

Biz Musa'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.

53Cüz 19 · Sayfa 369

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

Feersele fir'avnu fî-lmedâ-ini hâşirîn(e)

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

54Cüz 19 · Sayfa 369

إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

İnne hâulâ-i leşirżimetun kalîlûn(e)

Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur."

55Cüz 19 · Sayfa 369

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

Ve-innehum lenâ leġâ-izûn(e)

"Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar."

56Cüz 19 · Sayfa 369

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ

Ve-innâ lecemî'un hâżirûn(e)

"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."

57Cüz 19 · Sayfa 369

فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Feaḣracnâhum min cennâtin ve'uyûn(in)

(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

58Cüz 19 · Sayfa 369

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Vekunûzin vemekâmin kerîm(in)

(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

59Cüz 19 · Sayfa 369

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Keżâlike ve evraśnâhâ benî isrâ-îl(e)

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

60Cüz 19 · Sayfa 369

فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

Feetbe'ûhum muşrikîn(e)

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

61Cüz 19 · Sayfa 370

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

Felemmâ terâe-lcem'âni kâle ashâbu mûsâ innâ lemudrakûn(e)

İki topluluk birbirini görünce Musa'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.

62Cüz 19 · Sayfa 370

قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Kâle kellâ inne me'iye rabbî seyehdîn(i)

Musa, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

63Cüz 19 · Sayfa 370

فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

Feevhaynâ ilâ mûsâ eni-drib bi'asâke-lbahr(a)(s) fenfeleka fekâne kullu firkin ke-ttavdi-l'azîm(i)

Bunun üzerine Musa'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

64Cüz 19 · Sayfa 370

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ

Ve ezlefnâ śemme-l-âḣarîn(e)

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

65Cüz 19 · Sayfa 370

وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Ve enceynâ mûsâ vemen me'ahu ecma'în(e)

Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

66Cüz 19 · Sayfa 370

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Śumme aġraknâ-l-âḣarîn(e)

Sonra ötekileri suda boğduk.

67Cüz 19 · Sayfa 370

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

68Cüz 19 · Sayfa 370

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

69Cüz 19 · Sayfa 370

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

Vetlu ‘aleyhim nebee ibrâhîm(e)

Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

70Cüz 19 · Sayfa 370

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

İż kâle li-ebîhi vekavmihi mâ ta'budûn(e)

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

71Cüz 19 · Sayfa 370

قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ

Kâlû na'budu asnâmen fenezallu lehâ ‘âkifîn(e)

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

72Cüz 19 · Sayfa 370

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

Kâle hel yesme'ûnekum iż ted'ûn(e)

İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

73Cüz 19 · Sayfa 370

أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

Ev yenfe'ûnekum ev yedurrûn(e)

"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

74Cüz 19 · Sayfa 370

قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

Kâlû bel vecednâ âbâenâ keżâlike yef'alûn(e)

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

75Cüz 19 · Sayfa 370

قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Kâle eferaeytum mâ kuntum ta'budûn(e)

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

76Cüz 19 · Sayfa 370

أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

Entum veâbâukumu-l-akdemûn(e)

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

77Cüz 19 · Sayfa 370

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Fe-innehum ‘aduvvun lî illâ rabbe-l'âlemîn(e)

"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."

78Cüz 19 · Sayfa 370

ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

Elleżî ḣalekanî fehuve yehdîn(i)

"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

79Cüz 19 · Sayfa 370

وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

Velleżî huve yut'imunî veyeskîn(i)

"O, bana yediren ve içirendir."

80Cüz 19 · Sayfa 370

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Ve-iżâ meridtu fehuve yeşfîn(i)

"Hastalandığımda da O bana şifa verir."

81Cüz 19 · Sayfa 370

وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

Velleżî yumîtunî śümme yuhyîn(i)

"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

82Cüz 19 · Sayfa 370

وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

Velleżî atme'u en yaġfira lî ḣatî-etî yevme-ddîn(i)

"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

83Cüz 19 · Sayfa 370

رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ

Rabbi heb lî hukmen veelhiknî bi-ssâlihîn(e)

"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

84Cüz 19 · Sayfa 371

وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Vec'al lî lisâne sidkin fî-l-âḣirîn(e)

"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."

85Cüz 19 · Sayfa 371

وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Vec'alnî min veraśeti cenneti-nne'îm(i)

"Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."

86Cüz 19 · Sayfa 371

وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Vaġfir li-ebî innehu kâne mine-ddâllîn(e)

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

87Cüz 19 · Sayfa 371

وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

Velâ tuḣzinî yevme yub'aśûn(e)

"(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"

88Cüz 19 · Sayfa 371

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

Yevme lâ yenfe'u mâlun velâ benûn(e)

"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

89Cüz 19 · Sayfa 371

إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İllâ men eta(A)llâhe bikalbin selîm(in)

"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."

90Cüz 19 · Sayfa 371

وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Veuzlifeti-lcennetu lilmuttekîn(e)

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

91Cüz 19 · Sayfa 371

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Veburrizeti-lcehîmu lilġâvîn(e)

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

92Cüz 19 · Sayfa 371

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Vekîle lehum eyne mâ kuntum ta'budûn(e)

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

93Cüz 19 · Sayfa 371

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

Min dûni(A)llâhi hel yensurûnekum ev yentesirûn(e)

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

94Cüz 19 · Sayfa 371

فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

Fekubkibû fîhâ hum velġâvûn(e)

(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

95Cüz 19 · Sayfa 371

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Vecunûdu iblîse ecme'ûn(e)

(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

96Cüz 19 · Sayfa 371

قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Kâlû vehum fîhâ yaḣtasimûn(e)

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

97Cüz 19 · Sayfa 371

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

Ta(A)llâhi in kunnâ lefî dalâlin mubîn(in)

"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

98Cüz 19 · Sayfa 371

إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

İż nusevvîkum birabbi-l'âlemîn(e)

"Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."

99Cüz 19 · Sayfa 371

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

Vemâ edallenâ illâ-lmucrimûn(e)

"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."

100Cüz 19 · Sayfa 371

فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ

Femâ lenâ min şâfi'în(e)

"İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."

101Cüz 19 · Sayfa 371

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

Velâ sadîkin hamîm(in)

"Candan bir dostumuz da yok."

102Cüz 19 · Sayfa 371

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmu/minîn(e)

"Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

103Cüz 19 · Sayfa 371

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

104Cüz 19 · Sayfa 371

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

105Cüz 19 · Sayfa 371

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Keżżebet kavmu nûhin(i)lmurselîn(e)

Nuh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı.

106Cüz 19 · Sayfa 371

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İż kâle lehum eḣûhum nûhun elâ tettekûn(e)

Hani kardeşleri Nuh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

107Cüz 19 · Sayfa 371

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnnî lekum rasûlun emîn(un)

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

108Cüz 19 · Sayfa 371

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

109Cüz 19 · Sayfa 371

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

110Cüz 19 · Sayfa 371

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"O halde, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

111Cüz 19 · Sayfa 371

۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

Kâlû enu/minu leke vettebe'ake-l-erżelûn(e)

Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?"

112Cüz 19 · Sayfa 372

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Kâle vemâ ‘ilmî bimâ kânû ya'melûn(e)

Nuh, şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?"

113Cüz 19 · Sayfa 372

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

İn hisâbuhum illâ ‘alâ rabbî(s) lev teş'urûn(e)

"Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!"

114Cüz 19 · Sayfa 372

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Vemâ enâ bitâridi-lmu/minîn(e)

"Ben inananları kovacak değilim."

115Cüz 19 · Sayfa 372

إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

İn enâ illâ neżîrun mubîn(un)

"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

116Cüz 19 · Sayfa 372

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

Kâlû le-in lem tentehi yâ nûhu letekûnenne mine-lmercûmîn(e)

Dediler ki: "Ey Nuh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!"

117Cüz 19 · Sayfa 372

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

Kâle rabbi inne kavmî keżżebûn(i)

Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı."

118Cüz 19 · Sayfa 372

فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Feftah beynî vebeynehum fethan veneccinî vemen me'iye mine-lmu/minîn(e)

"Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."

119Cüz 19 · Sayfa 372

فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Feenceynâhu vemen me'ahu fî-lfulki-lmeşhûn(i)

Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.

120Cüz 19 · Sayfa 372

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

Śumme aġraknâ ba'du-lbâkîn(e)

Sonra da geride kalanları suda boğduk.

121Cüz 19 · Sayfa 372

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

122Cüz 19 · Sayfa 372

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

123Cüz 19 · Sayfa 372

كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

Keżżebet ‘âdun(i)lmurselîn(e)

Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.

124Cüz 19 · Sayfa 372

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İż kâle lehum eḣûhum hûdun elâ tettekûn(e)

Hani kardeşleri Hud, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

125Cüz 19 · Sayfa 372

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnnî lekum rasûlun emîn(un)

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

126Cüz 19 · Sayfa 372

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

127Cüz 19 · Sayfa 372

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

128Cüz 19 · Sayfa 372

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ

Etebnûne bikulli rî'in âyeten ta'beśûn(e)

"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"

129Cüz 19 · Sayfa 372

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

Vetetteḣiżûne mesâni'a le'allekum taḣludûn(e)

"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"

130Cüz 19 · Sayfa 372

وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

Ve-iżâ betaştum betaştum cebbârîn(e)

"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."

131Cüz 19 · Sayfa 372

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

132Cüz 19 · Sayfa 372

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

Vettekû-lleżî emeddekum bimâ ta'lemûn(e)

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

133Cüz 19 · Sayfa 372

أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ

Emeddekum bi-en'âmin vebenîn(e)

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

134Cüz 19 · Sayfa 372

وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Vecennâtin ve'uyûn(in)

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

135Cüz 19 · Sayfa 372

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

İnnî eḣâfu ‘aleykum ‘ażâbe yevmin ‘azîm(in)

"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."

136Cüz 19 · Sayfa 372

قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

Kâlû sevâun ‘aleynâ eve'azte em lem tekun mine-lvâ'izîn(e)

Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."

137Cüz 19 · Sayfa 373

إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

İn hâżâ illâ ḣuluku-l-evvelîn(e)

"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."

138Cüz 19 · Sayfa 373

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Vemâ nahnu bimu'ażżebîn(e)

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

139Cüz 19 · Sayfa 373

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Fekeżżebûhu feehleknâhum(k) inne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

140Cüz 19 · Sayfa 373

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

141Cüz 19 · Sayfa 373

كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

Keżżebet śemûdu-lmurselîn(e)

Semud kavmi de Peygamberleri yalanladı.

142Cüz 19 · Sayfa 373

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İż kâle lehum eḣûhum sâlihun elâ tettekûn(e)

Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

143Cüz 19 · Sayfa 373

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnnî lekum rasûlun emîn(un)

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

144Cüz 19 · Sayfa 373

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

145Cüz 19 · Sayfa 373

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

146Cüz 19 · Sayfa 373

أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Etutrakûne fî mâ hâhunâ âminîn(e)

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

147Cüz 19 · Sayfa 373

فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Fî cennâtin ve'uyûn(in)

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

148Cüz 19 · Sayfa 373

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

Vezurû'in venaḣlin tal'uhâ hedîm(un)

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

149Cüz 19 · Sayfa 373

وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ

Vetenhitûne mine-lcibâli buyûten fârihîn(e)

"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."

150Cüz 19 · Sayfa 373

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

151Cüz 19 · Sayfa 373

وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

Velâ tutî'û emra-lmusrifîn(e)

(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

152Cüz 19 · Sayfa 373

ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

Elleżîne yufsidûne fî-l-ardi velâ yuslihûn(e)

(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

153Cüz 19 · Sayfa 373

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Kâlû innemâ ente mine-lmusahharîn(e)

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

154Cüz 19 · Sayfa 373

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Mâ ente illâ beşerun miślunâ fe/ti bi-âyetin in kunte mine-ssâdikîn(e)

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."

155Cüz 19 · Sayfa 373

قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Kâle hâżihi nâkatun lehâ şirbun velekum şirbu yevmin ma'lûm(in)

Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."

156Cüz 19 · Sayfa 373

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Velâ temessûhâ bisû-in feye/ḣużekum ‘ażâbu yevmin ‘azîm(in)

"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."

157Cüz 19 · Sayfa 373

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ

Fe'akarûhâ feasbehû nâdimîn(e)

Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.

158Cüz 19 · Sayfa 373

فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Feaḣażehumu-l'ażâb(u)(k) inne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

159Cüz 19 · Sayfa 373

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

160Cüz 19 · Sayfa 374

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Keżżebet kavmu lûtin(i)lmurselîn(e)

Lut'un kavmi de peygamberleri yalanladı.

161Cüz 19 · Sayfa 374

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İż kâle lehum eḣûhum lûtun elâ tettekûn(e)

Hani kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

162Cüz 19 · Sayfa 374

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnnî lekum rasûlun emîn(un)

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

163Cüz 19 · Sayfa 374

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

164Cüz 19 · Sayfa 374

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

165Cüz 19 · Sayfa 374

أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Ete/tûne-żżukrâne mine-l'âlemîn(e)

(165-166) "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

166Cüz 19 · Sayfa 374

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Veteżerûne mâ ḣaleka lekum rabbukum min ezvâcikum(c) bel entum kavmun ‘âdûn(e)

(165-166) "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

167Cüz 19 · Sayfa 374

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

Kâlû le-in lem tentehi yâ lûtu letekûnenne mine-lmuḣracîn(e)

Dediler ki: "Ey Lut! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"

168Cüz 19 · Sayfa 374

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

Kâle innî li'amelikum mine-lkâlîn(e)

Lut, şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."

169Cüz 19 · Sayfa 374

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

Rabbi neccinî veehlî mimmâ ya'melûn(e)

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."

170Cüz 19 · Sayfa 374

فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Fenecceynâhu veehlehu ecme'în(e)

(170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

171Cüz 19 · Sayfa 374

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîn(e)

(170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

172Cüz 19 · Sayfa 374

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Śumme demmernâ-l-âḣarîn(e)

Sonra diğerlerini helak ettik.

173Cüz 19 · Sayfa 374

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

Veemtarnâ ‘aleyhim matarâ(an)(s) fesâe mataru-lmunżerîn(e)

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

174Cüz 19 · Sayfa 374

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

175Cüz 19 · Sayfa 374

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

176Cüz 19 · Sayfa 374

كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Keżżebe ashâbu-l-eyketi-lmurselîn(e)

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.

177Cüz 19 · Sayfa 374

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iż kâle lehum şu'aybun elâ tettekûn(e)

Hani Şu'ayb, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

178Cüz 19 · Sayfa 374

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnnî lekum rasûlun emîn(un)

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

179Cüz 19 · Sayfa 374

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekû(A)llâhe veatî'ûn(i)

Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

180Cüz 19 · Sayfa 374

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

181Cüz 19 · Sayfa 374

۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

Evfû-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḣsirîn(e)

"Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."

182Cüz 19 · Sayfa 374

وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

Vezinû bilkistâsi-lmustekîm(i)

"Doğru terazi ile tartın."

183Cüz 19 · Sayfa 374

وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Velâ tebḣasû-nnâse eşyâehum velâ ta'śev fî-l-ardi mufsidîn(e)

"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

184Cüz 19 · Sayfa 375

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

Vettekû-lleżî ḣalekakum velcibillete-l-evvelîn(e)

"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."

185Cüz 19 · Sayfa 375

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Kâlû innemâ ente mine-lmusahharîn(e)

Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

186Cüz 19 · Sayfa 375

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

Vemâ ente illâ beşerun miślunâ ve-in nezunnuke lemine-lkâżibîn(e)

"Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."

187Cüz 19 · Sayfa 375

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Feeskit ‘aleynâ kisefen mine-ssemâ-i in kunte mine-ssâdikîn(e)

"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."

188Cüz 19 · Sayfa 375

قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Kâle rabbî a'lemu bimâ ta'melûn(e)

Şu'ayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

189Cüz 19 · Sayfa 375

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Fekeżżebûhu feeḣażehum ‘ażâbu yevmi-zzulle(ti)(c) innehu kâne ‘ażâbe yevmin ‘azîm(in)

Onlar Şu'ayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

190Cüz 19 · Sayfa 375

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

191Cüz 19 · Sayfa 375

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ve-inne rabbeke lehuve-l'azîzu-rrahîm(u)

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

192Cüz 19 · Sayfa 375

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Ve-innehu letenzîlu rabbi-l'âlemîn(e)

Şüphesiz bu Kur'an, alemlerin Rabbi'nin indirmesidir.

193Cüz 19 · Sayfa 375

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

Nezele bihi-rrûhu-l-emîn(u)

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

194Cüz 19 · Sayfa 375

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

‘Alâ kalbike litekûne mine-lmunżirîn(e)

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

195Cüz 19 · Sayfa 375

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

Bilisânin ‘arabiyyin mubîn(in)

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

196Cüz 19 · Sayfa 375

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

Ve-innehu lefî zuburi-l-evvelîn(e)

Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.

197Cüz 19 · Sayfa 375

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Eve lem yekun lehum âyeten en ya'lemehu ‘ulemâu benî isrâ-îl(e)

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

198Cüz 19 · Sayfa 375

وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

Velev nezzelnâhu ‘alâ ba'di-l-a'cemîn(e)

(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

199Cüz 19 · Sayfa 375

فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

Fekaraehu ‘aleyhim mâ kânû bihi mu/minîn(e)

(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

200Cüz 19 · Sayfa 375

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Keżâlike seleknâhu fî kulûbi-lmucrimîn(e)

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

201Cüz 19 · Sayfa 375

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Lâ yu/minûne bihi hattâ yeravû-l'ażâbe-l-elîm(e)

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

202Cüz 19 · Sayfa 375

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Feye/tiyehum baġteten vehum lâ yeş'urûn(e)

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

203Cüz 19 · Sayfa 375

فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

Feyekûlû hel nahnu munzarûn(e)

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

204Cüz 19 · Sayfa 375

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Efebi'ażâbinâ yesta'cilûn(e)

Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

205Cüz 19 · Sayfa 375

أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ

Eferaeyte in metta'nâhum sinîn(e)

Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

206Cüz 19 · Sayfa 375

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Śumme câehum mâ kânû yû'adûn(e)

Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)

207Cüz 19 · Sayfa 376

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

Mâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yumette'ûn(e)

(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.

208Cüz 19 · Sayfa 376

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Vemâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munżirûn(e)

Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

209Cüz 19 · Sayfa 376

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

Żikrâ vemâ kunnâ zâlimîn(e)

Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.

210Cüz 19 · Sayfa 376

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ

Vemâ tenezzelet bihi-şşeyâtîn(u)

O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

211Cüz 19 · Sayfa 376

وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Vemâ yenbeġî lehum vemâ yestatî'ûn(e)

Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

212Cüz 19 · Sayfa 376

إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

İnnehum ‘ani-ssem'i lema'zûlûn(e)

Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

213Cüz 19 · Sayfa 376

فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

Felâ ted'u me'a(A)llâhi ilâhen âḣara fetekûne mine-lmu'ażżebîn(e)

Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!

214Cüz 19 · Sayfa 376

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

Veenżir ‘aşîrateke-l-akrabîn(e)

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

215Cüz 19 · Sayfa 376

وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Vaḣfid cenâhake limeni-ttebe'ake mine-lmu/minîn(e)

Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.

216Cüz 19 · Sayfa 376

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta'melûn(e)

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

217Cüz 19 · Sayfa 376

وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Vetevekkel ‘alâ-l'azîzi-rrahîm(i)

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

218Cüz 19 · Sayfa 376

ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

Elleżî yerâke hîne tekûm(u)

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

219Cüz 19 · Sayfa 376

وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ

Vetekallubeke fî-ssâcidîn(e)

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

220Cüz 19 · Sayfa 376

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

İnnehu huve-ssemî'u-l'alîm(u)

Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

221Cüz 19 · Sayfa 376

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ

Hel unebbi-ukum ‘alâ men tenezzelu-şşeyâtîn(u)

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

222Cüz 19 · Sayfa 376

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Tenezzelu ‘alâ kulli effâkin eśîm(in)

Onlar, her günahkar yalancıya inerler.

223Cüz 19 · Sayfa 376

يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ

Yulkûne-ssem'a veekśeruhum kâżibûn(e)

Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.

224Cüz 19 · Sayfa 376

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

Ve-şşu'arâu yettebi'uhumu-lġâvûn(e)

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

225Cüz 19 · Sayfa 376

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

Elem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûn(e)

(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

226Cüz 19 · Sayfa 376

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Veennehum yekûlûne mâ lâ yef'alûn(e)

(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

227Cüz 19 · Sayfa 376

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

İllâ-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti veżekerû(A)llâhe keśîran ventesarû min ba'di mâ zulimû(k) veseya'lemu-lleżîne zalemû eyye munkalebin yenkalibûn(e)

Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.