İllâ men eta(A)llâhe bikalbin selîm(in)
"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
Şuara Suresi'nin 89. ayeti, kıyamet gününde kurtuluşun temel şartını 'kalb-i selim' olarak belirlemektedir. Bu ayet, mal ve evlat gibi dünyevi değerlerin o gün fayda vermeyeceğini vurgulayarak, Allah'a ancak arınmış bir kalp ile gelenlerin kurtuluşa ereceğini dilbilimsel ve semantik derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' fiilinin 'gelmek, varmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'etâ Allah'a' ifadesi, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna çıkmayı, O'na yönelmeyi ve O'nun katına ulaşmayı ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir gelme değil, aynı zamanda manevi bir yönelişi de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin bazen 'getirmek' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki bağlamda, 'Allah'a gelmek' yani O'nun huzuruna çıkmak anlamı daha baskındır. Bu, kişinin kendi iradesiyle Allah'a yönelmesini ve O'nun katına varmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, tüm ilahi sıfatları kendinde toplayan, ibadete layık tek varlık olduğunu belirtir. Ayetteki 'Allah'a gelmek' ifadesi, O'nun mutlak otoritesini ve yargılayıcı gücünü kabul ederek O'nun huzuruna çıkmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Allah' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve O'nun mutlak biricikliğini vurgular. Bu ayette 'Allah'a gelmek', O'nun nihai yargı makamı olduğunu ve tüm hesaplaşmanın O'nun huzurunda gerçekleşeceğini semantik olarak pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb' kelimesinin 'dönmek, değişmek' kökünden geldiğini ve insanın manevi merkezi olduğunu belirtir. Ayetteki 'kalb' ifadesi, sadece fiziksel bir organı değil, aynı zamanda insanın inanç, niyet ve duygularının merkezi olan iç dünyasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kalb'in hem akıl hem de ruhun merkezi olarak kabul edildiğini açıklar. Bu ayette 'kalb', kişinin Allah'a karşı samimiyetini, niyetini ve içsel durumunu temsil eder; dolayısıyla kurtuluşun anahtarı olan manevi arınmışlığı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selîm' kelimesinin 'selâmet, kurtuluş, esenlik' kökünden geldiğini ve 'her türlü kusurdan, hastalıktan ve afetten uzak olmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kalb-i selîm', şirkten, nifaktan, kötü niyetlerden ve günahlardan arınmış, Allah'a tam bir teslimiyetle yönelmiş, sağlam ve temiz bir kalbi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selîm' kavramının Kur'an'da 'sağlam, kusursuz, arınmış' anlamlarına geldiğini ve özellikle 'kalb-i selîm' terkibinde, Allah'a yönelişteki samimiyetin ve içsel bütünlüğün önemini vurguladığını belirtir. Bu, kişinin Allah'a karşı hiçbir şüphe, şirk veya kötü niyet taşımayan, tamamen arınmış bir kalple gelmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'selîm' kelimesinin 'sağlam, kusursuz, arınmış' anlamlarını taşıdığını ve 'kalb-i selîm' terkibinin, kalbin manevi hastalıklardan (şirk, haset, kin vb.) uzak olmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde kurtuluşun ancak bu tür bir kalbe sahip olmakla mümkün olacağını vurgular.
Şu'arâ Sûresi
“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” (26/89)
Selim isminin sözlük anlamı; Sağlam, kusursuz, refah ve selamet üzere bulunan…
“Kim” kimlik sahibidir. Hangi kimlik “Selim” bu kimliğin Tevhid-i Esmâ idraki ile “kalb” yani gönülde olması gereklidir. (Murat Derûni)
“Selim” hakkında Terzi Babam’ın görmüş olduğu zuhuratı ilgisinden dolayı buraya alalım.
İzmir de bulunduğumuz zamanın son günlerine doğru idi (12/10/2013/) (11) Cuma gününün akşamı Cumartesi gecesi saat (05,30) Bir zuhurat görüyorum, zuhurat şöyle idi.
Camide namaz kılıyoruz, namaz bitip selâm verdikten sonra dua ediyoruz, en sonun da İmam efendi bana seslenerek! (Selim) kalk devamını sen oku der gibi işaret etti. Bende (Fetih Sûresi 48 âyet 10 İnnelezine………) i okuyup uyandım. Sonra ne olabileceğini düşünerek unutmamak için hemen not almaya başladım.
Zuhuratın türü, “Keşfi mücerret” yani anlamı oldukça açık olan bir zuhurat idi. Kısaca yorumuna geçelim.
(Selâm isminin özelde, bâtınen tescili idi.)
(Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâh-î benlik) in birleşmesi idi.
İnnellezine….) ne nin tatbikatı. Abdiyyet ve risâletin, Ulûhiyyete biat etmesi tâbi/dahil olması, bu üçlerin bir olması ve bunların böylece gerçek (Selim, Sâlim, Selâm) olmasıydı.
Namazdaki hâl, tahiyyatta ki gibi diz üstü oturuyor idik imam dahil herkesin sırtında siyah elbise vardı, bu husus “A’mâ’iyyet” mekân olarak gizli hazineyi ve içindelileri temsil etmesiydi.
İmam’ın temsil ettiği makam risâlet idi. “Bana bakan Hakkı görür” hükmü ile aslında orada var olan Ulûhiyyet idi.
Bu durumda cemâat, “abdiyyet/nefsi benlik” imam “Risâlet/izâfi benlik” imam’ın batının da mevcut “Ulûhiyyet ise İlâh-î benlik” idi.
Allah zat ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel ma’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis ma’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti.
Bu hususun tescili için bir merasime ihtiyacı vardı, o da okuduğum (İnnelezine…………... /48/10) Âyeti ile üç mertebeden “abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatı idi.
Bunları kendi varlığında birleyerek üç makamı bir bedende tevhid etmekti. Zâten kalktığımda sabah namazı vakti idi namazımı kıldıktan sonra bu Âyeti kerîme’yi üç makamın hakkı olarak üç defa okudum ve Fatiha dedim böylece selâm ismi tahsisi ayrıca zâhiren de tasdiklenip tahakkuk etmiş idi…[25]
"Selîm kalp, vahdetin tecelligâhıdır. Allah'a bu kalple gelen, ebedî kurtuluşa ermiştir. Ârif, her dem kalbini Hakk'ın huzurunda bilir ve onu mâsivâ kirlerinden korur."[26]
"Kalp, Hakk'ın evidir; selîm olanına Rahmân nazar eder. Kâmil, kalbini 'Lâ ilâhe illâllah' nuruyla cilalar. Zira bilir ki kıyamette tek kurtarıcı, Hakk'ın aynası olan selîm kalptir."[27]