Veuzlifeti-lcennetu lilmuttekîn(e)
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
Şuara Suresi'nin 90. ayeti, kıyamet gününde cennetin müttakilere yaklaştırılmasını konu edinmektedir. Ayet, 'yaklaştırma' ve 'müttakiler' kavramları üzerinden ilahi adaleti ve ahiret mükafatını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ezlefe' fiilinin 'yaklaştırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'üzlifet' ifadesi, cennetin müttakilere, sanki onlara doğru hareket ettirilmiş gibi, yakın kılınmasını ifade eder. Bu, cennetin onlara kolayca ulaşılabilir ve görünür hale getirilmesi demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zülfe' kelimesinin 'yakınlık' anlamına geldiğini ve 'izlâf'ın da bir şeyi yaklaştırmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'üzlifet' pasif formuyla, cennetin Allah tarafından müttakilere yaklaştırıldığını, yani onlara ikram olarak sunulduğunu ve mesafenin kaldırıldığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'üzlifet' ifadesini 'kurbet' (yakınlaştırıldı) olarak tefsir eder. Bu, cennetin müttakilerin gözleri önüne serilmesi ve onlara manevi ve fiziki olarak yakın kılınması anlamındadır, böylece ona kolayca erişebilirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin kök anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu ve bu nedenle ağaçlarla örtülü bahçelere 'cennet' denildiğini belirtir. Ayetteki 'el-Cennetü' ise, ahiretteki mükafat yurdunu ifade eder ki, bu yurt dünyada gözlerden gizli, ancak müttakiler için hazırlanmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet'in 'bahçe' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ahiret yurdu için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, müttakilere yaklaştırılan bu 'cennet', Allah'ın vaat ettiği ebedi saadet yurdudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cennet' kavramının Kur'an'da sadece bir bahçe olmaktan öte, Allah'ın rızasına uygun yaşayanların nihai varış noktası ve mükafatı olduğunu vurgular. Ayetteki 'el-Cennetü', müttakilerin amellerinin karşılığı olarak kendilerine sunulan ilahi lütuf ve huzur mekanıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin kök anlamının 'korumak, sakınmak' olduğunu ve 'müttaki'nin de kendini günahlardan koruyan kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'li'l-müttakîne' ifadesi, cennetin sadece Allah'ın azabından sakınan, O'nun hududuna riayet eden kimselere tahsis edildiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'takva'nın Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak kendini azaptan korumak olduğunu açıklar. 'Müttakîn' ise bu vasfa sahip olanlardır. Ayette cennetin onlara yaklaştırılması, onların bu dünyadaki çabalarının ahiretteki karşılığıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva'nın Kur'an'da merkezi bir kavram olduğunu ve sadece korkuyu değil, aynı zamanda Allah'a karşı sorumluluk bilincini ve O'nun rızasını kazanma arzusunu da içerdiğini ifade eder. 'Müttakîn', bu bilinçle hareket eden, Allah ile doğru bir ilişki kurmuş kimselerdir ve cennet onlara bu ilişkilerinin bir sonucu olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müttaki' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, iman, salih amel ve Allah'a karşı sorumluluk bilincini kapsadığını belirtir. Ayetteki 'müttakîn', cennete layık görülen, Allah'ın rızasını kazanmış seçkin kulları ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.