Kâle hâżihi nâkatun lehâ şirbun velekum şirbu yevmin ma'lûm(in)
Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."
Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
Şuarâ Suresi 155. ayet, Salih Peygamber'in kavmine mucize olarak gösterdiği dişi deve ve su paylaşımı üzerinden ilahi bir uyarıyı içermektedir. Ayet, 'nâka', 'şirb' ve 'yevm ma'lûm' gibi anahtar kavramlarla, ilahi kudretin delilini ve bu delile karşı gelmenin sonuçlarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâka' kelimesini, deve türünün dişisi olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle özel bir mucize veya imtihan aracı olarak zikredildiğini belirtir. Bu ayetteki 'nâka', Salih Peygamber'in doğruluğunun bir delili ve kavmi için bir sınavdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nâka'nın bilinen dişi deve olduğunu ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın kudretinin bir nişanesi olarak olağanüstü bir şekilde yaratılmış veya ortaya çıkarılmış bir deveye işaret ettiğini açıklar. Kavmin onu incitmemesi emri, bu mucizeye saygı göstermeleri gerektiği anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şirb' kelimesini 'su içme payı' veya 'su içme sırası' olarak açıklar. Ayetteki 'lehâ şirbün' ifadesi, devenin belirli bir gün kuyudan su içme hakkına sahip olduğunu, 've leküm şirbü yevmin ma'lûm' ise kavmin de başka bir gün bu haktan yararlanacağını belirtir. Bu, su paylaşımında adil bir düzenlemeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şirb' kelimesinin hem 'içilen şey' hem de 'içme zamanı veya yeri' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, devenin ve kavmin su içme hakkının belirli günlere ayrılması, ilahi bir düzenlemeyi ve bu düzenlemeye uyulması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirb' gibi kelimelerin Kur'an'da sadece fiziksel bir eylemi değil, aynı zamanda toplumsal bir düzeni ve ilahi bir emri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki su paylaşımı, kavmin sınandığı bir ahlaki ve sosyal sorumluluktur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'ma'lûm' kelimesinin 'bilinen, tayin edilmiş' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yevmin ma'lûm' ifadesi, su içme gününün rastgele değil, Allah tarafından belirlenmiş, kesin ve bilinen bir gün olduğunu vurgular. Bu, ilahi emrin kesinliğini ve bağlayıcılığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ma'lûm' kelimesinin 'ilim' kökünden türediğini ve 'bilinen, belirlenmiş' anlamını taşıdığını ifade eder. Burada 'yevmin ma'lûm', devenin ve kavmin su içme günlerinin Allah katında önceden belirlenmiş ve kendilerine bildirilmiş olduğunu, dolayısıyla bu düzene riayet etmeleri gerektiğini belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.