Velâ temessûhâ bisû-in feye/ḣużekum ‘ażâbu yevmin ‘azîm(in)
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
Şuara Suresi 156. ayet, Semud kavmine yönelik bir uyarıyı içermekte olup, deveyi incitmenin sonuçlarına dikkat çekmektedir. Ayet, 'dokunmak', 'kötülük' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi bir cezanın kaçınılmazlığını vurgulamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mes' fiilinin burada sadece fiziksel temastan öte, zarar verme, incitme ve öldürme kastıyla dokunma anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'bi-sûin' (bir kötülükle) ifadesi, bu fiilin olumsuz bir eylemi ifade ettiğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mes' kelimesinin hem fiziksel teması hem de bir şeyin etkisine maruz kalmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, devenin canına kastederek ona zarar verme, onu öldürme eylemini ifade ettiğini, dolayısıyla 'dokunmak'tan daha derin bir anlam taşıdığını açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin çoğu zaman somut anlamlarından soyut ve mecazi anlamlara doğru genişlediğini belirtir. 'Temessûhâ' fiili, burada sadece dokunmak değil, aynı zamanda bir varlığa karşı düşmanca bir eylemde bulunmak, ona zarar vermek ve onu yok etmek niyetini de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sû'' kelimesinin burada 'şer' ve 'fesad' anlamında kullanıldığını, yani devenin öldürülmesi gibi büyük bir kötülüğü ifade ettiğini belirtir. Bu, sadece küçük bir rahatsızlık değil, ciddi bir zarardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sû'' kelimesinin hem fiziksel hem de manevi her türlü kötü durumu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda ise, devenin öldürülmesi gibi, Semud kavmi için büyük bir felakete yol açacak olan kötü bir eylemi kasteder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sû'' kelimesinin Kur'an'da genellikle olumsuz sonuçlar doğuran, ahlaki veya fiziksel açıdan zararlı eylemleri ifade ettiğini vurgular. Bu ayette, devenin öldürülmesiyle ortaya çıkacak olan ilahi gazabı tetikleyen bir kötülük olarak anlaşılmalıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ahz' fiilinin burada 'cezalandırmak', 'yakalamak' ve 'kuşatmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Yani azabın onları kaçınılmaz bir şekilde saracağını ve onlardan intikam alacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ahz' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir cezanın veya musibetin bir kavmi tamamen kuşatması ve helak etmesi anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette de, devenin öldürülmesi sonucunda gelecek olan azabın Semud kavmini tamamen yok edeceğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ahz' fiilinin bir şeyi ele geçirmek, zapt etmek ve kontrol altına almak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azabın yakalaması' ifadesi, azabın onları tamamen etkisi altına alacağını ve ondan kaçışın mümkün olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azab' kelimesinin, bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamındaki 'azb' kökünden geldiğini ve insanı arzu ettiği şeylerden alıkoyan, acı veren her türlü cezayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, devenin öldürülmesiyle gelecek olan ilahi cezayı kasteder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azab' kelimesinin, bir şeyi tatlılıktan uzaklaştıran, acı veren her türlü durumu ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın günahkarlara verdiği cezayı, işkenceyi ve sıkıntıyı ifade eder. Burada da Semud kavmine yönelik ilahi bir cezayı ifade etmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azab' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, dünyevi veya uhrevi bir ceza biçiminde ortaya çıktığını belirtir. Semud kavmi örneğinde, devenin öldürülmesiyle tetiklenen bu azap, onların helakine yol açan bir felaket olmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîm' kelimesinin, hem nicelik hem de nitelik açısından büyük, yüce ve önemli olanı ifade ettiğini belirtir. Burada 'azab' kelimesini niteleyerek, bu azabın sıradan bir ceza değil, çok büyük ve yıkıcı bir azap olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azîm' kelimesinin, bir şeyin büyüklüğünü, heybetini ve etkisinin genişliğini ifade ettiğini belirtir. 'Azab-ı azîm' ifadesi, bu azabın şiddetinin ve sonuçlarının çok büyük olacağını, tüm kavmi kapsayacağını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azîm' sıfatının Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretini, büyüklüğünü veya bir olayın ciddiyetini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Semud kavmini bekleyen azabın dehşet verici boyutunu ve kaçınılmazlığını pekiştirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.