Fe/tiyâ fir'avne fekûlâ innâ rasûlu rabbi-l'âlemîn(e)
"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz",
"Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Bu ayet, Musa ve Harun'un Firavun'a gönderilişini ve tebliğlerinin ana temasını içermektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, elçilik görevinin mahiyetini, gönderilenin kimliğini ve gönderenin yüceliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' fiilinin bir yere ulaşmak, gelmek veya bir şeyi getirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette ise, Musa ve Harun'un Firavun'un huzuruna gitmeleri, ona ulaşmaları emredilmektedir. Emir kipiyle kullanılması, görevin aciliyetini ve kesinliğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin Kur'an'da bazen 'gitmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada da 'Firavun'a varınız' şeklinde bir yönelme ve hareketlilik söz konusudur. Bu, sadece fiziksel bir gidiş değil, aynı zamanda bir mesajı iletmek üzere bir göreve atılmayı da içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun'u Kur'an'da 'zulmün, kibirin ve Allah'a karşı gelmenin sembolü' olarak ele alır. Bu ayette Firavun, Allah'ın elçilerine karşı çıkan, İsrailoğullarını köleleştiren ve ilahlık iddia eden bir figür olarak tebliğin muhatabı konumundadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Firavun'un özel bir isim olduğunu ve Kur'an'da genellikle 'azgınlık, haddi aşma' anlamındaki 'fir'avn' kökünden türetilmiş gibi bir çağrışım yaptığını belirtir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un bu azgınlığı ve zulmü nedeniyle özel bir uyarıya ve tebliğe muhatap olduğu anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl' kelimesinin 'bir mesajla gönderilen' anlamına geldiğini ve hem insan hem de melek için kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette Musa ve Harun, 'âlemlerin Rabbinin elçisi' olarak tanımlanarak, tebliğ ettikleri mesajın ilahi kaynaklı ve bağlayıcı olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resûl' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Resûl, sadece bir haberci değil, aynı zamanda Allah'ın iradesini temsil eden ve insanlara doğru yolu gösteren bir rehberdir. Ayetteki 'inâ resûlü Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, bu elçiliğin evrensel ve mutlak otoriteye dayandığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'resûl' kelimesinin 'göndermek' anlamındaki 'irsâl' kökünden türediğini ve gönderilen kişinin bir görevi ifa etmekle yükümlü olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanım, Musa ve Harun'un Firavun'a karşı belirli bir misyonla görevlendirildiğini ve bu misyonun 'âlemlerin Rabbi' tarafından verildiğini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rabb' kelimesinin 'terbiye etmek, ıslah etmek, sahip olmak, yönetmek' gibi geniş anlamları kapsadığını belirtir. 'Rabbi'l-âlemîn' ifadesiyle, Allah'ın sadece belirli bir topluluğun değil, tüm âlemlerin yegane sahibi, yöneticisi ve terbiye edicisi olduğu vurgulanır. Bu, Firavun'un ilahlık iddialarına karşı güçlü bir reddiyedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı, besleyici ve koruyucu yönlerini ifade ettiğini belirtir. 'Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın evrensel egemenliğini ve mutlak otoritesini pekiştirir. Bu ayette, Musa ve Harun'un tebliğ ettiği mesajın, tüm varoluşun sahibi olan bu yüce Rab'den geldiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'bilgi, işaret' anlamındaki 'ilm' kökünden türediğini ve Allah'ın varlığına işaret eden her şeyi kapsadığını belirtir. 'Âlemîn' ise, tüm varlık kategorilerini, insanları, cinleri, melekleri ve diğer yaratılmışları içine alan çoğul bir ifadedir. Bu ayette 'Rabbi'l-âlemîn' olarak kullanılması, Allah'ın egemenliğinin ve elçiliğinin evrensel boyutunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'âlemîn' kelimesinin 'Allah'tan başka her şey' anlamına geldiğini ve bu ifadenin Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve tüm varlıklar üzerindeki hükümranlığını gösterdiğini belirtir. Musa ve Harun'un 'âlemlerin Rabbinin elçisi' olması, mesajlarının sadece İsrailoğulları veya Firavun ile sınırlı olmadığını, evrensel bir hakikati taşıdığını ifade eder.
Şu'arâ Sûresi
“Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”, (26/16)
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Nefsi emmare firavuna gidip, biz âlemlerin rabbi olan Allah’ın akıl ve fikir elçileriyiz.
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ {الشعراء/17}
En ersil me’anâ benî isrâ-îl(e)”