En ersil me'anâ benî isrâ-îl(e)
"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
Şuarâ Suresi'nin 17. ayeti, Hz. Musa ve Harun'un Firavun'a gönderilişini ve İsrailoğulları'nın serbest bırakılması talebini konu alır. Ayet, 'göndermek' fiili ve 'İsrailoğulları' özel ismi etrafında şekillenerek, ilahi emri ve bu emrin muhatabını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (إرسال) kelimesini bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek veya bir yere yönlendirmek olarak açıklar. Ayetteki 'ersil' emri, Firavun'dan İsrailoğulları'nı serbest bırakmasını, yani onları Musa ve Harun ile birlikte göndermesini talep etmeyi ifade eder. Bu, bir esiri veya tutsağı salıverme anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ersil' kelimesinin burada 'serbest bırak' veya 'salıver' anlamında kullanıldığını belirtir. Firavun'un İsrailoğulları'nı köle olarak tutması bağlamında, bu fiil onların özgürlüğüne kavuşturulması talebini mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' (رسالة) kökünden gelen kelimelerin Kur'an'da genellikle ilahi bir mesajın iletilmesi veya bir elçinin gönderilmesi bağlamında kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayetteki 'ersil' fiili, ilahi bir elçinin (Musa) ağzından, bir başka gücün (Firavun) elindeki bir topluluğun (İsrailoğulları) serbest bırakılması talebini ifade eder, dolayısıyla 'salıverme' anlamı ön plana çıkar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ma' (مع) edatının bir şeyin başka bir şeyle birlikte bulunmasını, refakat etmesini veya eşlik etmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'me'anâ' (bizimle birlikte) ifadesi, İsrailoğulları'nın Musa ve Harun'un himayesinde ve onlarla beraber Mısır'dan ayrılmasını talep eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ma' edatının hem mekânsal hem de zamansal birlikteliği ifade edebileceğini belirtir. Bu ayette, İsrailoğulları'nın Musa ve Harun ile aynı anda ve aynı yöne doğru hareket etmesi, yani onların liderliğinde Mısır'dan çıkması anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'benî' (بني) kelimesinin 'ibn' (ابن) kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'oğullar' veya 'evlatlar' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette 'Benî İsrâîl' terkibi, Hz. Yakup'un soyundan gelen, belirli bir etnik ve dini kimliğe sahip topluluğu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'benî' kelimesinin sadece biyolojik oğulları değil, aynı zamanda bir kabilenin veya topluluğun üyelerini, soyundan gelenleri ifade etmek için de kullanıldığını açıklar. 'Benî İsrâîl' terkibi, Hz. Yakup'un (İsrail) soyundan gelen tüm Yahudi halkını kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'İsrâîl' kelimesinin Hz. Yakup'un lakabı olduğunu ve 'Allah'ın kulu' veya 'Allah'ın seçtiği' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayette 'Benî İsrâîl' terkibi, bu lakabın taşıyıcısı olan Yakup peygamberin soyundan gelen tüm halkı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'İsrâîl' kelimesinin İbranice kökenli olduğunu ve 'Allah'ın kulu' veya 'Allah'ın güreşçisi' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Kur'an'da bu isim, Hz. Yakup'a ve onun soyundan gelen Yahudi halkına atıfta bulunmak için kullanılır. Ayette, Firavun'dan serbest bırakılması istenen topluluğun kimliğini net bir şekilde belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'İsrâîl' isminin Kur'an'da özel bir anlam taşıdığını ve Hz. Yakup'un şahsında, onun soyundan gelen ve ilahi bir ahitle bağlı olan bir topluluğu temsil ettiğini vurgular. Bu ayette, bu topluluğun Firavun'un zulmünden kurtarılması talebi, onların ilahi seçilmişliklerini ve özel statülerini ima eder.
Şu'arâ Sûresi
“İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.” (26/17)
“İsrailoğulları” gece yürüyenin çocukları olan dervişliktir. Dervişlik eğitiminde olan gönül evlatlarını bizim ile beraber gönder. (Murat Derûni)