Vetenhitûne mine-lcibâli buyûten fârihîn(e)
"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
Şuarâ Suresi 149. ayet, Semûd kavminin dağları oyarak evler yapma eylemini ve bu eylemin onların refah ve gururunu yansıtan bir yönünü ele almaktadır. Ayet, 'oymak' ve 'evler' kavramları üzerinden onların yaşam biçimini, 'fârihîn' kelimesiyle de bu yaşam biçiminin getirdiği şımarıklık ve gururu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): N-h-t kökü, bir şeyi yontmak, şekil vermek, özellikle de sert bir cisimden bir şey çıkarmak anlamına gelir. Ayetteki 'tenhitûne' kelimesi, Semûd kavminin dağlardan evler oyarak, yontarak inşa etme becerisini ve bu eylemin zorluğunu vurgular. Bu, onların güç ve ustalığını gösteren bir fiildir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu fiil, dağları oyarak mesken edinme eylemini mecazi olarak değil, doğrudan bir inşa faaliyetini ifade eder. Semûd kavminin, dağları oyarak kendilerine sağlam ve kalıcı meskenler yapma yeteneğini anlatır. Bu, onların medeniyetlerinin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): N-h-t kökü, Kur'an'da genellikle taş veya dağ gibi sert maddelerden bir şeyler yontma, oyma anlamında kullanılır. Şuarâ 149'daki kullanımı, Semûd kavminin dağları oyarak evler inşa etme eylemini, onların maddi güç ve becerilerini ortaya koyan bir faaliyet olarak sunar. Bu, aynı zamanda onların dünyaya olan bağlılıklarını da ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): C-b-l kökü, yeryüzündeki büyük ve sabit yükseltileri ifade eder. Ayetteki 'el-cibâl' kelimesi, Semûd kavminin evlerini inşa ettikleri doğal ortamı, yani dağları belirtir. Bu, onların dağlık bir bölgede yaşadıklarını ve bu dağları mesken edinme konusunda ustalaştıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cebel, yeryüzünün sabit ve sağlam kısımlarıdır. Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve yaratılışının büyüklüğünün bir nişanesi olarak zikredilir. Burada ise Semûd kavminin bu sağlam ve büyük kütleleri kendi yaşam alanlarına dönüştürme yeteneğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): B-y-t kökü, gecelemek, bir yerde kalmak anlamından türeyerek, insanların barındığı, gecelediği yer olan 'beyt' (ev) kelimesini oluşturur. Ayetteki 'buyûtâ' kelimesi, Semûd kavminin dağları oyarak kendilerine yaptıkları meskenleri, yani evleri ifade eder. Bu, onların yerleşik yaşam biçimini ve konfor arayışlarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Beyt, bir kişinin ikamet ettiği, barındığı ve gecelediği yerdir. Ayetteki 'buyûtâ' kelimesi, Semûd kavminin dağları oyarak inşa ettikleri bu evlerin, onların yaşam merkezleri olduğunu ve bu evlerin sağlamlığına ve kalıcılığına verdikleri önemi gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): F-r-h kökü, sevinç, neşe ve şımarıklık anlamlarını taşır. 'Fârihîn' kelimesi, Semûd kavminin sahip oldukları zenginlik ve refah nedeniyle şımarık, gururlu ve kibirli bir tavır içinde olduklarını ifade eder. Bu durum, onların Allah'ın nimetlerine karşı nankörlüklerini ve peygamberlerine karşı direnişlerini açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ferih, aşırı sevinçten dolayı şımaran, gururlanan kişidir. Ayetteki 'fârihîn' kelimesi, Semûd kavminin dağları oyarak yaptıkları evler ve genel refahları nedeniyle kendilerini üstün görmelerini, şımarmalarını ve bu durumun getirdiği kibirle hareket etmelerini anlatır. Bu, onların helak olmalarına yol açan ahlaki bir zaaftır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'f-r-h' kökünün Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, yani dünya nimetleriyle şımarma, gururlanma ve Allah'ı unutma anlamında kullanıldığını belirtir. Şuarâ 149'daki 'fârihîn' kelimesi, Semûd kavminin sahip oldukları maddi güç ve refahın onları Allah'a karşı nankörlüğe ve kibire sürüklediğini, bu durumun onların ahlaki yozlaşmasını gösterdiğini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.