Vezurû'in venaḣlin tal'uhâ hedîm(un)
(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
Şuarâ Suresi'nin 148. ayeti, Semûd kavmine hitaben, onların sahip oldukları nimetleri ve bu nimetlerin özelliklerini vurgulamaktadır. Ayet, özellikle tarım ürünleri ve hurmalıkların nitelikleri üzerinden, Allah'ın onlara bahşettiği refahı ve bu refahın şükrünü eda etmeleri gerektiğini ima etmektedir. Seçilen anahtar kavramlar, bu nimetlerin somut ve niteliksel yönlerini dilbilimsel olarak derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'z-r-c' kökünü 'toprağa tohum atmak' ve 'bitkinin topraktan çıkması' olarak açıklar. Ayetteki 'zürû' kelimesi, ekilmiş ve yetişmiş bitkileri, yani Semûd kavminin sahip olduğu tarım ürünlerini ifade eder. Bu, onların geçim kaynaklarından birini ve Allah'ın onlara bahşettiği nimeti gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zürû' kelimesini 'ekilen şeyler' olarak yorumlar ve bu kelimenin Kur'an'da genellikle tarımsal ürünlerin genelini kapsayan bir anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, Semûd kavminin refahını ve bolluğunu simgeleyen geniş tarım alanlarına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zürû' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve rızkının bir göstergesi olarak kullanıldığını vurgular. Şuarâ 148'deki kullanımı, Semûd kavmine verilen maddi nimetlerin bir parçası olarak, onların şükretmeleri gereken bir varlık olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nahl' kelimesini 'hurma ağacı' olarak tanımlar ve bu kelimenin Kur'an'da genellikle bereket ve rızık sembolü olarak geçtiğini belirtir. Ayetteki 'nahl', Semûd kavminin sahip olduğu hurma bahçelerini ve bu bahçelerin sağladığı zenginliği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nahl' kelimesinin tekil ve çoğul olarak hurma ağacını ifade ettiğini ve Kur'an'da cennet tasvirlerinde de yer aldığını belirtir. Şuarâ 148'deki kullanımı, Semûd kavminin dünyevi nimetler içinde yaşadığını ve bu nimetlerin şükrünü eda etmeleri gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, hurmanın Arap kültüründe ve Kur'an'da sadece bir gıda maddesi olmanın ötesinde, bir refah ve bolluk sembolü olduğunu ifade eder. Ayetteki 'nahl', Semûd kavminin sahip olduğu bu değerli nimeti ve dolayısıyla Allah'ın onlara olan lütfunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tal'' kelimesini 'hurma ağacının ilk meyvesi' veya 'tomurcuğu' olarak açıklar. Ayetteki 'tal'uhâ', hurma ağaçlarının henüz olgunlaşmamış, taze ve bol salkımlarını ifade ederek, Semûd kavminin sahip olduğu hurmalıkların verimliliğini ve bereketini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tal'' kelimesinin 'ortaya çıkan, görünen' anlamından türediğini ve hurma ağacının meyve vermeye başladığı ilk aşamayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, hurmalıkların sürekli ve bol ürün verdiğini, dolayısıyla Semûd kavminin refahının sürekliliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hadîm' kelimesini 'yumuşak, kolayca koparılabilen' olarak açıklar. Ayetteki 'tal'uhâ hadîm', hurma salkımlarının o kadar bol ve ağır olduğunu ki, dallarından sarkarak kolayca erişilebilir hale geldiğini ifade eder. Bu, Semûd kavminin hurma nimetinin bolluğunu ve kolayca elde edilebilirliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hadîm' kelimesinin 'sarkmış, eğilmiş' anlamını taşıdığını ve bu durumun genellikle bir şeyin ağırlığından veya bolluğundan kaynaklandığını belirtir. Şuarâ 148'deki kullanımı, hurma salkımlarının ağırlığından dolayı dallarının eğildiğini, bu da hurma hasadının ne kadar bereketli olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'h-d-m' kökünü 'bir şeyi ezmek, yumuşatmak' olarak açıklar. 'Hadîm' kelimesi ise bu bağlamda, hurma salkımlarının olgunlaşmış ve yumuşamış, yani yemeye hazır ve bol olduğunu ifade eder. Bu, Semûd kavmine sunulan nimetin kalitesini ve miktarını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.