İçeriğe atla
Şuarâ 224Cüz 19 · Sayfa 376

Şuarâ Sûresi 224. Âyet

الشعراء

Sohbete sor

Ve-şşu'arâu yettebi'uhumu-lġâvûn(e)

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

Şu'arâ Sûresi

“Ve-şşu’arâu yettebi’uhumu-lgâvûn(e)” Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. (26/224)


Âyetteki şâirler, İbni Abbâs'a göre müşrik şâirlerdir ki Mukaatil, adlarını saymıştır. Abdullah-az Zib'ari, Abu-Süfyan ibn-al Hars, Hubayrat ibni Abu-Vahab, Mûsâfi'ibni Abdi Manaf, Abu-Gırra, Abdullah, Umayyat ibni Ahıssalt, bunlardandır. Hz. Peygamberi ve ashabını hecvederler, biz de onun gibi sözler söyleriz derlerdi. Kızınca söven, söyleyince yalanlar düzen, övünce yalan söyleyip övdüğü adama, sahip olmadığı vasıfları veren şairlerin hepsidir diyenler de olmuştur.[74]

Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim.

Îsa’nın eşeğinden şeker esirgenmiş değildir. Yakut eşek hilkatte samanı beğenici geldi.

Meselâ Îsâ (a.s.)ın eşeğinden sûrî şeker esirgenmiş değildir. Fakat eşek yaratılışında gıdâlar içinde samanı beğendi; ve isti’dâdı şekerden nefret ve samana rağbet etmekten ibâret oldu.

Eğer şeker eşeğe tarab hop arıcı olaydı, eşeğin önüne şeker kantarı döker idi.

Ya’ni, eğer şeker eşeği sevindirici bir gıdâ olaydı Îsâ (a.s.) eşeğin önüne kantarlar ile şeker dökerdi. Binâenaleyh îseviyyü’l-meşreb olan insân-ı kâmil dahi isti'dâtsız olan dervişlerin önüne feûlün ve fâilât gibi vezinlere uydurul-muş elfâz samanlanm döker, çünkü onlar bunlardan hoşlanırlar; ve müstaid olan dervişler ise o samanları bırakıp içindeki şekerleri yerler. İşte bu Mesnevî-i Şerîf dahi bu kabildendir. Ma’lûm olsun ki, şiir söylemek mutlak mezmûm değildir. Zîrâ eş’âr iki nevi’dir. Birisi Kur’ân ve ahâdîsin esrânna ve maârif ve hakâyık-ı ilâhiyyeye dâir olan şiirlerdir ki, bunlar makbûl ve mübârektir. Binâenaleyh bu şiirlerin sâhibleri, kendi ma’rifetlerini halka satmak için değildir. Belki ehl-i gafleti zarîf sözleriyle îkâz içindir. Diğer nev'i’ise: Halka kendi hünerlerini ve zekâlarını gösterip hürmet kazanmak için erbâb-ı gaflet tarafından söylenen şiirlerdir ki, bunlar birtakım hayâlât kümelerinden ibârettir. Nitekim Cenâb-ı Pîr efendimizin büyük mahdumları Sultân Veled hazretleri bu iki nevi’ şiirler hakkında şöyle buyururlar.

“Hak âşığının şiiri bütün tefsîr-i Kur’ân’dır. Şâirin şiiri ise karnı tokun hararetidir veyâhud sarmısaktan müteveilid olan hararettir. Âşığın şiiri teceli-i Hakk’a olan hayretten ve kendinden geçmektendir. Şâirin şiiri onun nefsânî varlığının neticesidir. Nitekim bî-çûn olan Hak Teâlâ onların hakkında sûre-i Şuarâ’da (Şuarâ, 26/224) “Şâirlere azgınlar tâbi’ olur" buyurdu."[75]


أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ {الشعراء/225}

“Elem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûn(e)”

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ {الشعراء/226}

“Veennehum yekûlûne mâ lâ yef’alûn(e)” Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. (26/225-226)


Hakikat yolundan saparak nefsin esiri olarak, nefsin arzularına göre değişen fikirler ve hevesler ile şaşkın şaşkın dolaşırlar.

"Her vadide dolaşanlar", nefsin hevâsına uyanlardır; hakikat ehli ise bir yolda sabit kalır.[76]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)