Ve-şşu'arâu yettebi'uhumu-lġâvûn(e)
Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
Şuara Suresi 224. ayet, şairlerin peşinden gidenlerin niteliğini ele alarak, 'şairler' ve 'azgınlar' kavramları üzerinden bir uyarı ve eleştiri sunmaktadır. Ayet, bu iki grubun karşılıklı ilişkisini ve 'uyma' eyleminin mahiyetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şiir (شعر), duygu ve idrakin inceliğiyle ilgili bir kavramdır. Şair (شاعر), bu inceliği kullanarak söz söyleyen kişidir. Ayetteki 'eş-Şu'arâ' ise, genellikle hakikatten uzak, heva ve heveslerine göre konuşan, insanları saptıran şairler zümresini ifade eder. Bu bağlamda, onların sözleri genellikle gerçek dışı ve aldatıcıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şair (شاعر), kalbinde hissettiği şeyi dile getiren kişidir. Ancak Kur'an'da bu kelime, bazen olumsuz bir çağrışımla, yani yalan söyleyen, iftira atan veya insanları boş sözlerle meşgul eden kimseler için kullanılır. Bu ayetteki 'eş-Şu'arâ', peygamberlere karşı çıkan ve batıl sözler üreten şairler grubunu temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şair' kavramı, genellikle peygamberlerin mesajına karşı çıkan, hakikati çarpıtan ve insanları yanıltan bir grup olarak tasvir edilir. Bu ayetteki 'eş-Şu'arâ', İslam öncesi Arap toplumunda etkili olan, ancak mesajları çoğu zaman boş ve aldatıcı olan şair tipini ifade eder. Onların sözleri, dinî ve ahlakî bir değerden yoksundur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İttiba (إتباع), birinin izini takip etmek, onun arkasından gitmektir. Burada 'yettebi'uhum' ifadesi, azgınların şairlerin sözlerine ve davranışlarına körü körüne uyduğunu, onların peşinden gittiğini ve onların batıl fikirlerini benimsediğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İttiba, birinin sözünü veya fiilini benimsemek ve ona göre hareket etmektir. Ayetteki 'yettebi'uhum', azgınların şairlerin hezeyanlarına ve yalanlarına inanarak onları örnek aldıklarını, onların yolundan gittiklerini mecazi olarak ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'İttiba' kelimesi, Kur'an'da genellikle bir liderin, bir dinin veya bir yolun takip edilmesi anlamında kullanılır. Bu ayette, 'yettebi'uhum' ifadesi, azgınların şairlerin batıl sözlerini ve sapkın yollarını bilinçli bir şekilde benimsediklerini ve onların etkisinde kaldıklarını vurgular. Bu, sadece fiziksel bir takip değil, aynı zamanda fikrî ve ahlakî bir uyumu da içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğayy (غي), doğru yoldan sapmak, hakikatten uzaklaşmak ve cehalet içinde kalmaktır. 'El-Ğâvûn' ise, bu sapkınlık içinde olan, doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen veya bile bile yanlışı tercih eden kişilerdir. Ayette, şairlerin peşinden gidenlerin bu türden azgın ve sapkın kimseler olduğu belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğayy, doğru yolu kaybetmek, şaşırmak ve helake sürüklenmektir. 'El-Ğâvûn', akıllarını ve vicdanlarını kullanmayarak batılın peşinden giden, hakikatten yüz çeviren ve bu nedenle azaba müstahak olan kimselerdir. Bu ayette, şairlerin sözlerine kananların bu vasfa sahip olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğayy, hidayetin zıddıdır; yani doğru yoldan sapmaktır. 'El-Ğâvûn', şeytanın vesveselerine uyan, nefsinin arzularına tabi olan ve bu yüzden hakikatten uzaklaşanlardır. Ayetteki 'el-Ğâvûn' ifadesi, şairlerin boş ve aldatıcı sözlerine aldanan, akıl ve basiret sahibi olmayan kimseleri tanımlar.
Şu'arâ Sûresi
“Ve-şşu’arâu yettebi’uhumu-lgâvûn(e)” Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. (26/224)
Âyetteki şâirler, İbni Abbâs'a göre müşrik şâirlerdir ki Mukaatil, adlarını saymıştır. Abdullah-az Zib'ari, Abu-Süfyan ibn-al Hars, Hubayrat ibni Abu-Vahab, Mûsâfi'ibni Abdi Manaf, Abu-Gırra, Abdullah, Umayyat ibni Ahıssalt, bunlardandır. Hz. Peygamberi ve ashabını hecvederler, biz de onun gibi sözler söyleriz derlerdi. Kızınca söven, söyleyince yalanlar düzen, övünce yalan söyleyip övdüğü adama, sahip olmadığı vasıfları veren şairlerin hepsidir diyenler de olmuştur.[74]
Yolumuza Mesnevi-i Şerif ile devam edelim.
Îsa’nın eşeğinden şeker esirgenmiş değildir. Yakut eşek hilkatte samanı beğenici geldi.
Meselâ Îsâ (a.s.)ın eşeğinden sûrî şeker esirgenmiş değildir. Fakat eşek yaratılışında gıdâlar içinde samanı beğendi; ve isti’dâdı şekerden nefret ve samana rağbet etmekten ibâret oldu.
Eğer şeker eşeğe tarab hop arıcı olaydı, eşeğin önüne şeker kantarı döker idi.
Ya’ni, eğer şeker eşeği sevindirici bir gıdâ olaydı Îsâ (a.s.) eşeğin önüne kantarlar ile şeker dökerdi. Binâenaleyh îseviyyü’l-meşreb olan insân-ı kâmil dahi isti'dâtsız olan dervişlerin önüne feûlün ve fâilât gibi vezinlere uydurul-muş elfâz samanlanm döker, çünkü onlar bunlardan hoşlanırlar; ve müstaid olan dervişler ise o samanları bırakıp içindeki şekerleri yerler. İşte bu Mesnevî-i Şerîf dahi bu kabildendir. Ma’lûm olsun ki, şiir söylemek mutlak mezmûm değildir. Zîrâ eş’âr iki nevi’dir. Birisi Kur’ân ve ahâdîsin esrânna ve maârif ve hakâyık-ı ilâhiyyeye dâir olan şiirlerdir ki, bunlar makbûl ve mübârektir. Binâenaleyh bu şiirlerin sâhibleri, kendi ma’rifetlerini halka satmak için değildir. Belki ehl-i gafleti zarîf sözleriyle îkâz içindir. Diğer nev'i’ise: Halka kendi hünerlerini ve zekâlarını gösterip hürmet kazanmak için erbâb-ı gaflet tarafından söylenen şiirlerdir ki, bunlar birtakım hayâlât kümelerinden ibârettir. Nitekim Cenâb-ı Pîr efendimizin büyük mahdumları Sultân Veled hazretleri bu iki nevi’ şiirler hakkında şöyle buyururlar.
“Hak âşığının şiiri bütün tefsîr-i Kur’ân’dır. Şâirin şiiri ise karnı tokun hararetidir veyâhud sarmısaktan müteveilid olan hararettir. Âşığın şiiri teceli-i Hakk’a olan hayretten ve kendinden geçmektendir. Şâirin şiiri onun nefsânî varlığının neticesidir. Nitekim bî-çûn olan Hak Teâlâ onların hakkında sûre-i Şuarâ’da (Şuarâ, 26/224) “Şâirlere azgınlar tâbi’ olur" buyurdu."[75]
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ {الشعراء/225}
“Elem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûn(e)”
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ {الشعراء/226}
“Veennehum yekûlûne mâ lâ yef’alûn(e)” Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. (26/225-226)
Hakikat yolundan saparak nefsin esiri olarak, nefsin arzularına göre değişen fikirler ve hevesler ile şaşkın şaşkın dolaşırlar.
"Her vadide dolaşanlar", nefsin hevâsına uyanlardır; hakikat ehli ise bir yolda sabit kalır.[76]