Feye/tiyehum baġteten vehum lâ yeş'urûn(e)
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Şuarâ Suresi 202. ayet, kıyamet veya azabın ansızın gelişini ve insanların bu durumdan habersiz oluşunu vurgular. Ayet, 'gelmek', 'ansızın' ve 'farkında olmamak' gibi kavramlar üzerinden ilahi takdirin ve azabın kaçınılmazlığını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أتى' fiilinin bir şeyin kolaylıkla ve zahmetsizce meydana gelmesi, ulaşması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'feye'tiyehum' ifadesi, azabın suçlulara beklenmedik bir şekilde ve kolayca ulaşacağını, onların buna engel olamayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أتى' fiilinin Kur'an'da bazen 'gelmek' bazen de 'olmak, meydana gelmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise azabın onlara 'gelmesi', yani başlarına 'gelmesi' ve gerçekleşmesi anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'بغْتَةً' kelimesinin 'ansızın, habersizce' anlamına geldiğini ve genellikle bir olayın beklenmedik bir anda vuku bulmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, azabın suçlulara hiçbir uyarı olmaksızın, hazırlıksız yakalayacak şekilde geleceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'بغْتَةً' kelimesinin 'bir şeyin aniden ve beklenmedik bir şekilde gelmesi' olduğunu ifade eder. Bu ayette, azabın gelişinin ani ve şaşırtıcı olacağını, suçluların buna karşı hiçbir hazırlık yapamayacaklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'bağtetun' kelimesinin genellikle kıyamet veya ilahi azabın ansızın gelişiyle ilişkilendirildiğini ve bu durumun insanları hazırlıksız yakalamasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bağtetan' kullanımı, ilahi cezanın kaçınılmaz ve şok edici doğasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'شعر' kökünün 'bir şeyi hissetmek, farkına varmak, bilmek' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' ifadesi, suçluların kendilerine gelecek olan azabın farkında olmayacaklarını, onu hissetmeyeceklerini veya bilemeyeceklerini, dolayısıyla hazırlıksız yakalanacaklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şuur' kelimesinin 'bir şeyin inceliklerini idrak etmek, gizli yönlerini fark etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' ise, onların azabın gelişinin inceliklerinden veya belirtilerinden tamamen habersiz olacaklarını, hiçbir önseziye sahip olmayacaklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ş-a-r' kökünün Kur'an'da genellikle 'idrak etmek, bilmek, farkında olmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'lâ yeş'urûn' ifadesi, azabın gelişinin onların algı ve idraklerinin dışında gerçekleşeceğini, tamamen gafil avlanacaklarını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.