İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)
Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Şuarâ Suresi'nin 121. ayeti, geçmiş kavimlerin kıssalarından çıkarılacak ibretlere ve insanların çoğunluğunun bu ibretlere rağmen iman etmeyişine vurgu yapmaktadır. Ayet, 'ayet' kavramının hem bir işaret hem de bir ders olma niteliğini, 'ekser' kelimesinin niceliksel çoğunluğu ve 'mü'minîn' kelimesinin ise tasdik ve güvene dayalı inancı ifade edişini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin aslen 'açık alamet' anlamına geldiğini, bir şeyin varlığına delalet eden her şeye 'ayet' denildiğini belirtir. Kur'an'da ise hem Allah'ın kudretine işaret eden deliller hem de Kur'an'ın ayetleri için kullanılır. Bu ayette ise geçmiş kavimlerin helakinden çıkarılacak ibretli bir delil ve ders olarak geçmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesini 'alamet' ve 'nişane' olarak açıklar. Ayetteki 'in fî zâlike le âyeh' ifadesini, 'şüphesiz bunda bir alamet, bir ibret vardır' şeklinde yorumlar. Geçmiş kavimlerin başına gelenlerin, sonraki nesiller için bir uyarı ve ders niteliği taşıdığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'işaret' veya 'alamet' olduğunu, ancak bu işaretlerin sadece fiziksel göstergeler olmadığını, aynı zamanda Allah'ın varlığına, birliğine ve kudretine delalet eden mucizeler ve ibretler olduğunu belirtir. Şuarâ 121'deki kullanımı, geçmiş olayların geleceğe yönelik bir uyarı ve ders niteliği taşıyan 'işaret' yönünü öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesret' kelimesinin 'çokluk' anlamına geldiğini ve 'ekser'in ise 'daha çok' veya 'en çok' anlamında ism-i tafdil olduğunu belirtir. Kur'an'da 'ekseru'n-nâs' (insanların çoğu) ifadesi genellikle iman etmeyen, gaflette olan veya şükretmeyen kesimi ifade etmek için kullanılır. Bu ayette de ibret almayan ve iman etmeyen çoğunluğu işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kesret' kökünün 'az'ın zıddı olarak 'çokluk' ifade ettiğini belirtir. 'Ekser' kelimesinin ise bu çokluğun derecesini artırdığını ve genellikle Kur'an'da hakikatten yüz çeviren, inkâr eden veya şükretmeyen kalabalıkları tanımlamak için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ekseruhum' ifadesi, ibretlere rağmen iman etmeyenlerin sayıca çokluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünün 'korkunun zıddı' olduğunu ve 'iman'ın ise 'tasdik' anlamına geldiğini belirtir. İman, sadece dil ile ikrar değil, kalben tasdik ve güveni de içerir. 'Mü'min' ise bu tasdiki gerçekleştiren kişidir. Ayetteki 'mü'minîn', geçmiş kavimlerin helakinden ders çıkarıp Allah'ın ayetlerine inanmayan çoğunluğu tanımlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'iman' kelimesinin 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını taşıdığını ifade eder. 'Mü'min' ise, Allah'ın vaadine güvenen ve O'nun haber verdiklerini tasdik eden kimsedir. Şuarâ 121'deki 'mü'minîn' kelimesi, Allah'ın kudretine ve geçmiş kavimlerin akıbetine dair delilleri görüp de inanmayanları işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece entelektüel bir kabulden öte, Allah'a tam bir güven ve teslimiyet anlamına geldiğini vurgular. 'Mü'min', Allah'a güvenen, O'nun vaatlerine ve uyarılarına inanan kişidir. Ayetteki 'mü'minîn' kelimesi, geçmiş olaylardan ibret alıp Allah'ın mesajına güvenmeyen ve onu tasdik etmeyenlerin durumunu anlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.