Veemtarnâ ‘aleyhim matarâ(an)(s) fesâe mataru-lmunżerîn(e)
Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
Şuarâ Suresi 173. ayet, helak edilen kavimlere yönelik ilahi azabı tasvir ederken 'yağmur' kelimesinin mecazi ve olumsuz bir bağlamda kullanımını öne çıkarır. Ayet, 'yağmur'un normalde rahmet ve bereket ifade eden anlamından saparak, uyarılan ancak yola gelmeyenler için bir azap ve helak aracı haline geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'matar' (مطر) kelimesinin aslen yağmur için kullanıldığını belirtir. Ancak Kur'an'da bu fiilin (أَمْطَرْنَا) genellikle azap ve helak için kullanıldığını, rahmet için ise 'enzelnâ' (أنزلنا) fiilinin tercih edildiğini vurgular. Bu ayette de 'üzerlerine yağmur yağdırdık' ifadesi, rahmet değil, helak edici bir azabı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür ayetlerde 'matar' kelimesinin mecazi bir kullanıma sahip olduğunu, gerçek yağmurdan ziyade, helak edici bir taş veya benzeri bir azabın gökten indirilmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yağmur' ifadesi, helak edici bir felaketin sembolüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'matar' kavramının, doğal bir olay olmasının ötesinde, ilahi iradenin bir tezahürü olarak görüldüğünü açıklar. Özellikle 'emtara' fiilinin kullanıldığı durumlarda, bu yağmurun çoğu zaman ilahi bir ceza veya helak aracı olarak işlev gördüğünü, bu ayette de aynı olumsuz konotasyonu taşıdığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'matar' kelimesinin Kur'an'da bazen hayır, bazen de şer için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'matar'ın, Lut kavmine isabet eden taş yağmuru gibi, helak edici bir azap olduğunu ve bu nedenle olumsuz bir anlam taşıdığını açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'matar' kelimesinin Kur'an'da genellikle azap ve helak için kullanıldığını, bu ayette de 'üzerlerine yağmur yağdırdık' ifadesinin, rahmet değil, ilahi bir ceza olarak gönderilen bir felaketi kastettiğini belirtir. Bu, kelimenin bağlamsal anlam kaymasına bir örnektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'matar' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu ayetteki gibi durumlarda kelimenin semantik alanının genişlediğini ve 'yağmur'un sadece su damlaları değil, aynı zamanda ilahi bir azap biçimi olarak da algılandığını vurgular. Bu, kelimenin olumsuz bir çağrışım kazandığı bir örnektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâe' (ساء) fiilinin 'kötü olmak, çirkin olmak' anlamlarına geldiğini ve genellikle bir şeyin olumsuzluğunu, çirkinliğini veya fenalığını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'yağmur'un uyarılanlar için ne kadar kötü bir sonuç doğurduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sâe' fiilinin, bir şeyin istenmeyen, hoş olmayan veya zararlı bir niteliğini belirtmek için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'fesâe matarul-munzerîn' ifadesi, uyarılanların başına gelen 'yağmur'un, onlar için ne denli kötü ve yıkıcı olduğunu ifade eden bir kınama ve hayıflanmadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' (إنذار) kelimesinin, bir tehlikeye karşı uyarmak, korkutmak anlamına geldiğini belirtir. 'Munzerîn' ise, kendilerine bu uyarıların yapıldığı kişilerdir. Ayette, bu kişilerin uyarılara rağmen yola gelmedikleri ve bu yüzden azaba uğradıkları vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'munzerîn' kelimesinin, peygamberler aracılığıyla kendilerine ilahi mesaj ve uyarılar ulaşmış, ancak bu uyarılara karşı gelerek isyan etmiş kavimleri ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki kullanım, onların bu isyanlarının bir sonucu olarak helak edildiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'inzâr' kavramının Kur'an'da peygamberlerin temel görevlerinden biri olduğunu ve 'munzerîn'in de bu uyarılara muhatap olan, ancak çoğu zaman onları reddeden toplulukları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'munzerîn'in akıbeti, ilahi uyarılara karşı gelmenin kaçınılmaz sonucunu temsil eder.
Şu'arâ Sûresi
“Veemtarnâ ‘aleyhim matarâ(an) fesâe mataru-lmunzerîn(e)” Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi! (26/173)
(7/84) (Ve emtarnâ aleyhim matarâ, fenzur keyfe kâne âkıbetul mucrimîn.)
“Ve üzerlerine bir (azâb) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!” Lût (a.s.) kavmi hakkında da burada genel bir bilgi verelim:
Lût ((a.s.)) Hz. İbrâhîm'in kardeşi Hârân'ın oğludur. Lût ((a.s.)), İbrâhîm ((a.s.)) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm ((a.s.).) beraberce Mısır'a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrâhim ((a.s.).)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyetli insânlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlâksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehâletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût'un yaptığı îkazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût'un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere "elçiler" (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrâhim ((a.s.))'a uğradılar ve orada Hz. Lût'un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. Melekler, Hz. İbrâhim'den ayrıldıktan sonra Hz. Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. "Biz sadece şüphe edip durdukları azâbı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insân zannetmesi idi.
Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler sûretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. MÎsâfirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67).
"Lût'un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37). "Hz. Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69). MÎsâfirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.
Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azâbın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun başına da gelecektir. Vâdeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hûd, 11/81). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isâbet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular.[58]