İnne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)
Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
Şuara Suresi'nin 174. ayeti, peygamber kıssalarının ve ibret verici olayların taşıdığı derin anlamı vurgularken, insanların çoğunluğunun bu derslerden yüz çevirdiğini belirtir. Ayet, 'ayet' kavramının hem bir işaret hem de bir ders olma niteliğini öne çıkarır ve 'iman'ın sadece bilgi değil, aynı zamanda tasdik ve kabul eylemi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesini 'açık alamet, işaret' olarak tanımlar ve Kur'an'da hem Allah'ın kudretine delalet eden mucizeler hem de Kur'an ayetleri için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ayet', geçmiş kavimlerin helakinden alınacak bir ders, bir ibret ve Allah'ın azabının bir işareti olarak anlaşılmalıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'işaret' anlamlarını vurgular. Ayetteki kullanımıyla, geçmiş kavimlerin başına gelenlerin, sonraki nesiller için bir uyarı ve açık bir delil niteliği taşıdığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'daki temel anlamlarından birinin 'işaret' veya 'mucize' olduğunu belirtir. Ona göre, 'ayet' Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren, insanı düşünmeye sevk eden her türlü olguyu kapsar. Bu ayetteki 'ayet', geçmiş kavimlerin kıssalarının taşıdığı ilahi mesaj ve ibret verici yönü ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kesret' (çokluk) kelimesinin zıt anlamlısı olan 'kıllet' (azlık) ile birlikte Kur'an'da sıkça kullanıldığını belirtir. 'Ekseruhum' ifadesi, genellikle peygamberlerin tebliğine karşı çıkan, hakikati reddeden veya iman etmeyen çoğunluğu işaret eder. Bu ayette de, geçmiş kavimlerin büyük bir kısmının peygamberin getirdiği mesaja inanmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ekser' kelimesinin 'çoğunluk' anlamını taşırken, Kur'an bağlamında bu çoğunluğun genellikle doğru yoldan sapan veya hakikati kabul etmeyen kesimi temsil ettiğini ifade eder. Ayetteki 'ekseruhum', geçmiş ümmetlerin büyük çoğunluğunun, kendilerine gönderilen peygamberlere ve onların getirdiği ayetlere iman etmediğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman' kelimesinin kök anlamının 'emniyet' ve 'güven' olduğunu belirtir. İman, kalben tasdik ve dil ile ikrarın birleşimidir. Bu ayetteki 'mü'minîn' ifadesi, geçmiş kavimlerin, kendilerine gösterilen delillere ve peygamberlerin tebliğine rağmen, kalben tasdik etmeyip güven duymayan ve dolayısıyla inanmayan kesimini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'iman'ı 'tasdik' olarak açıklar. Ayetteki 'mü'minîn' kelimesi, geçmiş kavimlerin çoğunluğunun, kendilerine gelen peygamberlerin getirdiği hakikatleri tasdik etmediklerini, yani inanmadıklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece entelektüel bir kabulden öte, Allah'a tam bir güven ve teslimiyet anlamına geldiğini vurgular. 'Mü'minîn' ise bu güven ve teslimiyeti gösteren kişilerdir. Ayetteki 'mü'minîn'in olumsuz kullanımı, geçmiş kavimlerin bu güven ve teslimiyetten yoksun olduğunu, dolayısıyla Allah'ın ayetlerine inanmadığını gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“İnne fî zâlike leâye(ten) vemâ kâne ekseruhum mu/minîn(e)” Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. (26/174)