Le'allenâ nettebi'u-sseharate in kânû humu-lġâlibîn(e)
"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)
"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
Şuarâ Suresi 40. ayet, Firavun'un kavminin sihirbazların üstün gelmesi durumunda onlara uyacaklarını ifade eden bir beklentiyi dile getirmektedir. Ayet, 'ittiba' (uyma) ve 'galabe' (üstün gelme) kavramları üzerinden bir taraf seçme ve sonuç beklentisini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'tebea' (تبع) kelimesinin bir şeyin izini takip etmek, peşinden gitmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nettabiu' (نَتَّبِعُ) ifadesi, sihirbazların üstün gelmesi durumunda onların yolunu benimseme, onlara tabi olma ve onların inancını kabul etme niyetini yansıtır. Bu, sadece fiziksel bir takip değil, aynı zamanda fikri ve inançsal bir bağlılığı da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittiba'' (إتباع) kelimesini birinin yolunu benimsemek ve onunla aynı görüşte olmak şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, Firavun'un kavminin sihirbazlara 'uyma' isteği, onların sihirbazların gücüne ve haklılığına inanmaları durumunda, sihirbazların tarafına geçerek onlara destek verecekleri anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ittiba'' kavramının Kur'an'da genellikle bir liderin, peygamberin veya bir yolun takip edilmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Şuarâ 40'taki 'nettabiu' ifadesi, sihirbazların 'galip' gelmesi durumunda, onların otoritesini ve gücünü kabul ederek onlara biat etme ve onların izinden gitme niyetini gösterir. Bu, bir tür bağlılık ve sadakat beyanıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihr' (سحر) kelimesinin gizli ve göz aldatıcı eylemlerle insanları etkilemek olduğunu belirtir. 'Saharât' (سحرة) ise bu eylemleri gerçekleştiren kişilerdir. Ayetteki 'es-saharate' (ٱلسَّحَرَةَ) ifadesi, Firavun'un Musa'ya karşı topladığı, halkın gözünde büyük güçlere sahip olduğuna inanılan büyücüleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sihr'i (سحر) 'gözü aldatan, hakikati gizleyen ve batılı hak gibi gösteren her şey' olarak tanımlar. 'Saharât' (سحرة) ise bu tür eylemleri yapanlardır. Ayetteki bağlamda, bu sihirbazlar, Firavun'un otoritesini pekiştirmek ve Musa'nın mucizelerini etkisiz kılmak için çağrılan profesyonel büyücülerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sihr' kelimesinin Kur'an'da hem gerçeküstü güçleri hem de göz aldatıcı hileleri ifade ettiğini belirtir. 'Es-saharate' (ٱلسَّحَرَةَ) terimi, Firavun'un kavmi tarafından, Musa'nın mucizelerine karşı koyabilecek, olağanüstü yeteneklere sahip kişiler olarak algılanan büyücüleri temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'galabe' (غلب) kelimesinin birini yenmek, ona üstün gelmek ve onu mağlup etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-ğâlibîn' (ٱلْغَـٰلِبِينَ) ifadesi, sihirbazların Musa'ya karşı verdikleri mücadelede zafer kazanmaları, yani Musa'nın mucizelerini geçersiz kılarak kendi güçlerini kanıtlamaları durumunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'galabe' (غلب) kelimesini 'bir şeyi yenmek, ona hakim olmak ve onu kontrol altına almak' olarak açıklar. Ayetteki 'el-ğâlibîn' (ٱلْغَـٰلِبِينَ) terimi, sihirbazların Musa'ya karşı verdikleri mücadelede, halkın gözünde 'kazanan' taraf olmaları ve böylece Firavun'un otoritesini güçlendirmeleri beklentisini yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'galabe' (غلب) kavramının bir şey üzerinde güç ve hakimiyet kurmak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-ğâlibîn' (ٱلْغَـٰلِبِينَ) ifadesi, sihirbazların Musa'ya karşı gösterdikleri 'sihir'de başarılı olmaları ve böylece halkın gözünde 'haklı' ve 'güçlü' taraf olarak kabul edilmeleri durumunu belirtir.
Şu'arâ Sûresi
“Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.) (26/40)
Gösterdikleri hayal ve görüntüler üstün gelirse, kahhar ve cebbar güçlerine uyarız dediler. (Murat Derûni)