Kâle ne'am ve-innekum iżen lemine-lmukarrabîn(e)
Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
Şuarâ Suresi 42. ayet, Firavun'un sihirbazlara verdiği cevabı aktarır. Ayet, 'evet' cevabının ardından sihirbazların 'mukarrabîn' zümresine dahil edileceği vaadini içermektedir. Bu vaat, Firavun'un kendi nezdindeki statü ve yakınlığı ifade eden önemli bir kavramı barındırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ne'am' kelimesinin 'evet' anlamında kullanıldığını ve bir şeyi tasdik etmek için geldiğini belirtir. Ayette Firavun'un sihirbazların sorusuna olumlu yanıtını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ne'am' kelimesinin Arapçada bir soruya olumlu cevap vermek için kullanıldığını ifade eder. Burada Firavun'un sihirbazların 'eğer biz galip gelirsek bize bir ödül var mı?' sorusuna 'evet' diyerek karşılık verdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'izâ' kelimesinin 'şartın cevabı' olarak geldiğini ve 'o zaman, o takdirde' anlamını taşıdığını belirtir. Ayette, sihirbazların galip gelmesi şartına bağlı olarak Firavun'un onlara vaat ettiği 'mukarrabîn' olma durumunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'izâ'nın 'cevap ve ceza' edatlarından olduğunu ve kendisinden önceki bir şarta bağlı olarak bir sonucun gerçekleşeceğini bildirdiğini açıklar. Firavun'un sözünde, sihirbazların galip gelmeleri halinde 'mukarrabîn' olacakları sonucunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lam'ın te'kid (vurgu) için geldiğini ve 'min'in ise tebyin (açıklama) veya ibtida-i gayet (başlangıç noktası) bildirdiğini ifade eder. Ayette, sihirbazların 'mukarrabîn' zümresinden olacaklarını kesin bir dille ve aidiyet belirterek vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lam'ın cümleye kuvvet ve kesinlik kattığını, 'min'in ise ait olma veya bir grubun parçası olma anlamını pekiştirdiğini belirtir. Firavun'un vaadinin ciddiyetini ve sihirbazların 'mukarrabîn' sınıfına dahil edileceklerinin kesinliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kökünden türeyen 'mukarrabîn' kelimesinin, hem mekan hem de mertebe açısından yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayette Firavun'un nezdinde yüksek bir mevkiye, gözde bir konuma sahip olacak kimseleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mukarrabîn'i 'Allah'a yakın olanlar' veya 'meliklere yakın olanlar' olarak açıklar. Bu ayette ise Firavun'un kendi sarayında, çevresinde özel bir statüye sahip olacak kişileri kastettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kurb' kavramının Kur'an'da hem fiziksel hem de manevi yakınlığı ifade ettiğini, 'mukarrabîn'in ise genellikle Allah'a yakın olan seçkin kullar için kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayette, Firavun'un kendi otoritesi altında, kendisine yakın ve imtiyazlı bir zümreyi tanımlamak için bu terimi kullandığına dikkat çeker.
Şu'arâ Sûresi
“Kâle ne’am ve-innekum izen lemine-lmukarrabîn(e)” Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi. (26/42)
Nefsi emmare Firavunu, “kahhar ve cebbar güçlerine üstün gelirseniz Nefsi emareye yakın kimlilerden olacaksınız” dedi. (Murat Derûni)