Emeddekum bi-en'âmin vebenîn(e)
(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
"Davarlar, oğullar,"
Şuarâ Suresi'nin 133. ayeti, Hud peygamberin kavmine Allah'ın kendilerine bahşettiği nimetleri hatırlatmasını konu alır. Ayet, 'davarlar' ve 'oğullar' gibi temel yaşam kaynaklarını ifade eden kelimelerle, Allah'ın lütfunu ve bu lütfa karşı şükürsüzlüğü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmdâd (إمداد) kelimesi, genellikle hayır ve iyilikle yardım etmek, bir şeyi artırmak ve uzatmak anlamında kullanılır. Ayetteki 'emdedeküm' (أمددكم) ifadesi, Allah'ın kavme davarlar ve oğullar gibi nimetleri bolca ve kesintisiz bir şekilde verdiğini, onlara bu nimetlerle destek olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emdedeküm' fiilini 'size verdi, size ihsan etti' şeklinde açıklar. Bu bağlamda, Allah'ın kavme bahşettiği nimetlerin bir lütuf ve ihsan olduğunu, bu nimetlerin onların yaşamlarını sürdürmeleri için bir destek teşkil ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'medd' kökünden türeyen kelimelerin, genellikle Allah'ın insanlara olan lütfunu, yardımını ve onlara sağladığı imkanları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'emdedeküm' de, Allah'ın kavme yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan temel kaynakları (davarlar ve oğullar) sağlaması anlamında kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'en'âm' kelimesini 'davarlar' olarak açıklar ve bu kelimenin Araplar için temel geçim kaynaklarından biri olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kavme zenginlik ve geçim kaynağı olarak bu hayvanları verdiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'en'âm' kelimesinin 'nimet' kökünden geldiğini ve bu hayvanların insanlara sağladığı faydalar nedeniyle bu şekilde adlandırıldığını belirtir. Ayette, bu hayvanların Allah'ın bir nimeti olarak kavme verildiği ve onların refahına katkıda bulunduğu vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'en'âm' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara bahşettiği rızık ve geçim kaynaklarından biri olarak geçtiğini ifade eder. Şuarâ 133'te de bu kelime, kavmin maddi zenginliğini ve Allah'ın onlara olan lütfunu simgeler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'benîn' kelimesinin 'oğullar' anlamına geldiğini ve Arap toplumunda oğulların, ailenin gücü ve geleceği için büyük önem taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kavme hem maddi (davarlar) hem de nesil (oğullar) açısından lütufta bulunduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'benîn' kelimesinin 'bina' kökünden geldiğini ve oğulların, babalarının soyunu devam ettiren, ailelerini 'inşa eden' kişiler olarak görüldüğünü ifade eder. Bu ayette, oğullar, kavmin geleceği ve devamlılığı için Allah'ın bir nimeti olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'benîn' kelimesinin genellikle dünya hayatının süsü ve mal ile birlikte zikredildiğini, bu durumun oğulların maddi ve sosyal bir değer olarak görüldüğünü gösterdiğini belirtir. Şuarâ 133'te de 'davarlar' ile birlikte anılması, oğulların kavim için bir zenginlik ve güç unsuru olduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.