Feftah beynî vebeynehum fethan veneccinî vemen me'iye mine-lmu/minîn(e)
"Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
Şuarâ Suresi 118. ayet, Hz. Nuh'un kavminin kendisini yalanlaması üzerine Allah'tan yardım ve hüküm talep etmesini konu alır. Ayet, 'fetih' ve 'necât' kavramları üzerinden ilahi müdahale ve kurtuluşun dilbilimsel derinliğini gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fetih (فتح) kelimesi, kapalı olan bir şeyi açmak anlamına gelir. Ayetteki 'fefteh beynî ve beynehum' ifadesi, iki taraf arasındaki anlaşmazlığı gidermek, haklıyı haksızdan ayırmak ve nihai hükmü vermek anlamında kullanılmıştır. Bu, ilahi bir yargılama ve adaletin tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'feteha' fiili, 'hükmetmek' ve 'yargılamak' anlamında mecazi olarak kullanılır. Nuh (a.s.)'ın bu talebi, Allah'tan kendisi ile kavmi arasında bir 'hüküm' vermesini, yani aralarındaki ihtilafı çözmesini istemesidir. Bu, bir kapıyı açmak gibi, kapalı olan bir meseleyi açıklığa kavuşturmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fetih kavramı, Kur'an'da sadece fiziksel bir açılışı değil, aynı zamanda bir zaferi, bir kurtuluşu ve ilahi bir hükmü de ifade eder. Nuh'un bu duası, kavminin inatçı inkârı karşısında Allah'tan bir 'açılım', yani bir çözüm ve nihai bir yargı talep etmesidir ki bu, aynı zamanda bir kurtuluşun başlangıcıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Buradaki 'fethan' (فتحًا) masdarı, fiilin anlamını pekiştirmek için gelmiştir. Bu, Allah'tan istenen hükmün sıradan bir hüküm değil, kesin, nihai ve adil bir hüküm olmasını ifade eder. Nuh (a.s.), Allah'ın bu hükmüyle kendisi ve kavmi arasındaki meselenin tamamen çözülmesini dilemektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Masdarın fiille birlikte kullanılması, o fiilin anlamının teyit ve tekit edilmesidir. 'Fethan' kelimesi, Allah'ın vereceği hükmün mutlak ve şüphe götürmez bir 'açılım' olacağını, yani hakikatin ortaya çıkacağını ve adaletin yerini bulacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة) kelimesi, bir tehlikeden veya zorluktan kurtulmak, selamet bulmak anlamına gelir. Nuh (a.s.)'ın 'neccinî' (beni kurtar) talebi, kavminin inkârı ve azabı karşısında kendisinin ve ona iman edenlerin ilahi bir koruma ile helakten kurtarılmasını istemesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Necât, bir şeyden ayrılıp uzaklaşarak emniyete ermektir. Ayetteki 'neccinî', Nuh'un kavminin başına gelecek olan azaptan kendisinin ve müminlerin ayrılıp kurtulmasını, yani selametle başka bir yere geçmesini veya korunmasını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Necât kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi bir müdahale ile tehlikeden, azaptan veya zor durumdan kurtarılmayı ifade eder. Nuh'un bu duası, Allah'ın kudretiyle kendisinin ve inananların, inkârcı kavmin akıbetinden ayrı tutularak korunmasını ve kurtuluşa erdirilmesini talep etmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalben tasdik etmek, güvenmek ve emniyet içinde olmaktır. Mü'min (مؤمن) ise, Allah'a ve O'nun bildirdiklerine kalben tasdik edip güvenen kişidir. Ayetteki 'el-mü'minîn', Nuh'a tabi olan ve onun getirdiği mesaja inanan, böylece Allah'ın emniyetine sığınan topluluğu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mü'min, Allah'ın birliğini, peygamberlerini ve ahiret gününü tasdik eden kimsedir. Bu ayette Nuh (a.s.) ile birlikte kurtarılması istenen 'mü'minler', onun tebliğine icabet eden ve bu imanları sayesinde ilahi kurtuluşa layık görülen kişilerdir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.