Vec'alnî min veraśeti cenneti-nne'îm(i)
"Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
Bu ayet, Hz. İbrahim'in Allah'tan cennet varislerinden olmayı ve nimetlerle dolu bir cennete girmeyi dilediği bir duayı içermektedir. Temel kavramlar, mirasçılık, cennetin niteliği ve ilahi lütuf üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yaratmak veya bir şeyi bir şey olarak tayin etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vec'alnî' ifadesi, Hz. İbrahim'in Allah'tan kendisini 'cennet varislerinden' kılmasını, yani bu mertebeye yükseltmesini talep ettiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin bazen 'saymak, kabul etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu bağlamda, 'vec'alnî' ifadesi, Allah'ın Hz. İbrahim'i cennet varisleri zümresinden kabul etmesi, onu bu gruba dahil etmesi dileğini taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'verese' kelimesinin, bir malın veya makamın sahibinin vefatından sonra ona sahip olan kişileri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'vereseti cenneti' ifadesi, cennetin ebedi bir mülk gibi miras bırakıldığını ve müminlerin ona sahip olacaklarını mecazi olarak anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veres' kelimesinin, bir başkasından kalan bir şeye sahip olmak anlamına geldiğini açıklar. Cennet bağlamında kullanıldığında, bu, Allah'ın lütfuyla cennete hak kazanmak ve orada ebediyen kalmak anlamını taşır. Hz. İbrahim, bu ebedi lütfun mirasçılarından olmayı dilemektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'verese' kavramının Kur'an'da sadece maddi miras değil, aynı zamanda manevi ve ilahi lütufların da miras bırakılması anlamında kullanıldığını vurgular. Cennetin mirasçısı olmak, Allah'ın müminlere bahşettiği nihai ödül ve ebedi ikametgahın sahibi olmak demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin kök anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu ve bu nedenle ağaçlarla örtülü bahçelere 'cennet' dendiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, ahirette müminlere vaat edilen, nimetlerle dolu, gözlerden gizli, eşsiz mekanları ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet' kelimesinin, içinde ağaçlar, sular ve çeşitli güzellikler bulunan bahçeler için kullanıldığını ifade eder. Kur'an'daki kullanımı, bu dünyadaki bahçelerin ötesinde, Allah'ın müminler için hazırladığı ebedi ikametgahı simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'na'îm' kelimesinin, hem maddi hem de manevi her türlü nimeti, bolluğu ve hoşluğu ifade ettiğini belirtir. 'Cennetü'n-na'îm' terkibi, cennetin sadece bir bahçe değil, aynı zamanda her türlü nimetin eksiksiz ve sürekli olarak bulunduğu bir mekan olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'na'îm' kelimesinin, bedeni ve ruhu rahatlatan, hoşnutluk veren her şeyi kapsadığını açıklar. Ayetteki 'cennetü'n-na'îm' ifadesi, cennetin sadece görsel güzelliklerle değil, aynı zamanda her türlü arzu ve isteğin karşılandığı, tam bir huzur ve mutluluk diyarı olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'na'îm' kelimesinin Kur'an'da genellikle cennetle birlikte anıldığını ve cennetin temel niteliklerinden biri olarak tüm güzellikleri, lezzetleri ve rahatlıkları ifade ettiğini belirtir. Bu, cennetin sadece bir mekan değil, aynı zamanda bir yaşam kalitesi ve sonsuz bir lütuf hali olduğunu gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” (26/85)
Naim cenneti nimet cenetlerinin varisi kıl.
وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ {الشعراء/86}
“Vagfir li-ebî innehu kâne mine-ddâllîn(e)”