Nezele bihi-rrûhu-l-emîn(u)
(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
Şuara Suresi 193. ayet, vahyin indiriliş şeklini ve taşıyıcısını dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder. Ayet, 'inme', 'ruh' ve 'emin' kavramları üzerinden ilahi mesajın güvenilirliğini ve kaynağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nüzûl' kelimesinin yüksek bir yerden aşağıya doğru inişi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nezzele' (indirdi) fiili, vahyin Allah katından Hz. Peygamber'in kalbine tedricen ve hikmetle indirilişini vurgular. Bu, ilahi bir iradeyle gerçekleşen, yüce bir kaynaktan gelen bir iniştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nezzele' fiilinin mecazi olarak bir şeyin bir yere yerleştirilmesi, konumlandırılması anlamında kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, vahyin Hz. Peygamber'in kalbine yerleştirilmesi, onun zihnine ve ruhuna nüfuz etmesi anlamını taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nüzûl' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi bir kaynağa atfedilen, yüce bir makamdan aşağıya doğru gerçekleşen bir eylemi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, vahyin Allah'tan gelmesi ve peygamberin kalbine inmesi, onun kutsallığını ve ilahi menşeini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'er-Rûhu' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayette 'er-Rûhu'l-Emîn' terkibiyle Cebrail (a.s.) kastedildiğini açıkça belirtir. Cebrail'in vahyi getiren melek olması nedeniyle bu isimle anıldığı ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rûh' kelimesinin temel anlamının 'can, nefes' olduğunu, ancak mecazi olarak 'ilahi vahiy' ve 'Cebrail' gibi anlamlara da geldiğini açıklar. Ayetteki 'er-Rûhu'l-Emîn' ifadesi, vahyin hayat verici özelliğini ve onu getiren meleğin kutsiyetini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rûh' kavramının Kur'an'da hem insan ruhu hem de ilahi vahiy ve Cebrail gibi farklı boyutlarda kullanıldığını analiz eder. Bu ayette 'er-Rûhu'l-Emîn' olarak Cebrail'in zikredilmesi, vahyin ilahi bir nefes gibi insanlığa can verdiğini ve bu canı taşıyanın güvenilir bir elçi olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emîn' kelimesinin 'güvenilir, sadık, emanete riayet eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette Cebrail'in 'el-Emîn' olarak nitelendirilmesi, vahyi Allah'tan aldığı şekliyle, hiçbir değişiklik yapmadan peygambere ulaştırdığına dair kesin bir güvence verir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'emîn' kelimesinin 'korkusuz, emin olunan, güvenilen' anlamlarını taşıdığını açıklar. Cebrail'in 'el-Emîn' olması, hem vahyin içeriğinin doğruluğuna dair bir güvence hem de vahyi taşıyan meleğin bu görevi eksiksiz yerine getireceğine dair bir teminattır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emîn' sıfatının, emaneti hakkıyla yerine getiren, kendisine güvenilen kişi için kullanıldığını ifade eder. Cebrail'in bu sıfatla anılması, vahyin tahrif edilmeden, eksiltilmeden veya artırılmadan Hz. Peygamber'e ulaştırıldığının altını çizer.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.