İż kâle lehum eḣûhum sâlihun elâ tettekûn(e)
Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
Şuarâ Suresi 142. ayet, Hz. Salih'in kavmine yaptığı uyarıyı içermektedir. Ayet, 'takva' kavramı etrafında şekillenerek, Allah'a karşı sorumluluk bilincini ve peygambere itaatin gerekliliğini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, 'takva' kelimesinin derin anlam katmanları ve 'kardeş' ifadesinin sosyal bağlamı öne çıkmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخ' (ah) kelimesinin aslen 'kardeş' anlamına geldiğini, ancak bazen bir topluluğun içinden, onlara yakın ve onlarla aynı soydan gelen kişiyi ifade etmek için de kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'أخوهم' ifadesi, Salih'in kavmiyle olan yakınlığını ve onlardan biri olduğunu vurgular, bu da tebliğinin kabul edilebilirliğini artırma amacı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أخ' kelimesinin sadece kan bağı olan kardeşler için değil, aynı zamanda bir topluluğun üyesi, dostu veya onlarla aynı nitelikleri taşıyan kişi için de kullanılabileceğini açıklar. Bu bağlamda, Salih'in kavmine 'kardeşleri' olarak hitap edilmesi, onun onlara yabancı olmadığını, aksine onların iyiliğini isteyen bir içlerinden biri olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صلاح' (salâh) kelimesinin 'fesad'ın zıttı olduğunu ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı hale gelmesi anlamına geldiğini belirtir. Salih peygamberin isminin bu kökten türemesi, onun getirdiği mesajın ve şahsiyetinin doğruluğunu, iyiliğini ve insanları ıslah etme amacını sembolize eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'صلاح' kelimesinin her türlü bozukluktan arınmış, doğru ve faydalı olma halini ifade ettiğini açıklar. Salih peygamberin ismi, onun hem şahsen salih bir kul olduğunu hem de kavmini fesattan kurtarıp salaha davet eden bir elçi olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'تقوى' (takva) kelimesinin asıl anlamının 'korunmak, sakınmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ألا تتقون' ifadesi, Salih'in kavmine Allah'ın azabından, O'na isyan etmekten ve O'nun emirlerine karşı gelmekten neden sakınmadıklarını sorguladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'وقاية' (vikaye) kökünden gelen 'takva'nın, bir şeyi zararlı şeylerden korumak anlamına geldiğini ifade eder. Dini bağlamda ise, nefsi günahlardan korumak ve Allah'ın emirlerine uyarak O'nun azabından sakınmak demektir. Salih'in bu sorusu, kavminin Allah'a karşı sorumluluk bilincini ve O'ndan korkup sakınma gerekliliğini hatırlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Ona göre takva, sadece korkmak değil, aynı zamanda Allah'a karşı derin bir saygı, sorumluluk bilinci ve O'nun emirlerine titizlikle uyma halidir. Salih'in 'tettakûn' sorusu, kavminin bu ahlaki ve dini sorumluluğu yerine getirip getirmediğini sorgulamaktadır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.