İçeriğe atla
Şuarâ 216Cüz 19 · Sayfa 376

Şuarâ Sûresi 216. Âyet

الشعراء

Sohbete sor

Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta'melûn(e)

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

Şu'arâ Sûresi

“Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta’melûn(e)” Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de. (26/216)


Efendimiz (s.a.v.) karşı gelmek bizatihi Hakka karşı gelmetir. İlettiği Hakk’ın sözü ve uyarısıdır.

Tahallaku bi Resülullah üzere olan “İrfan ehli” “Kamil İnsan” da Resül’ahın ahlakı olan Kûr’ân üzerine uyarır. Ve karşı gelen olursa ben sizden uzağım der. Bunlar hakkında fazlası ile malumat İz-Terzi Baba – İbretlik dosyalarda mevcuttur. (Murat Derûni)


وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ {الشعراء/217}

“Vetevekkel ‘alâ-l’azîzi-rrahîm(i)”

الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ {الشعراء/218}

“Ellezî yerâke hîne tekûm(u)”

وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ {الشعراء/219}

“Vetekallubeke fî-ssâcidîn(e)” Salata (namaza) kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et. (26/217-218-219)


Hakiki ma’nâda namaz Hakk’ın huzurunda olma şuurudur. Bu şuura erende 50 vakit namaz ile salat-ı daimun üzere olur. Yani her anı namaz hali ile Hakk’ın huzurunda olmaktadır. Ve bu namaz hali sıfât mertebesi namazıdır. Bu hale eren Arif hakiki ma’nâ da secde erenler arasında dolaşır. Kurbu nevafil halinde olan ve ondan işleyen, tutan, yürüyen, gören, işiten vekili Allah’tır. Ve İnsan-ı Kamil – Kamil İnsan bunların arasında dolaşır.

"Namazda Hakk’ı görürsen, Hakk da seni görür. O zaman secden hakikî olur."[72]

Sâcidler içinde takallüb bulmam için, ben enîn içinde adem ve efsâne olurum.

Bu beyt-i şerîfde sûre-i Şuarâ’da olan (Şuarâ, 26/217-219) ya’nî “Âziz ve râhîm olan Allah Teâlâ’ya tevekkül et; öyle Allah ki, sen teheccüd namazına kalktığın vakit seni ve sâcidler içinde takallübünü görür” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.

Ya’nî vaktâki âbidler bu kitâb-ı Mesnevîile intifa’ edip, hakâyıka urûc ederler ve onunla amel ederler, ben bu vücûd-ı izâfı ve mecâzî âleminden ma’dûm ve efsâne olduğum vakit, bunların ameli, benim amelim olur. Binâenaleyh âbidler ve sâcidler içinde munkalib olurum; ve bu da bir nevi’ bekadır. Veyâhud sâcidlerde takallübden murâd, bununla amel tarîkıyla onlara kemâl erişdirmek olur.[73]