Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta'melûn(e)
Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
Şuarâ Suresi 216. ayet, peygamberin tebliğ görevine karşı çıkanlara yönelik bir uyarı ve sorumluluktan uzaklaşma ifadesidir. Ayet, 'isyan etme', 'uzak olma' ve 'amel etme' gibi temel kavramlar üzerinden, peygamberin kendi yolunu seçenlerden berî olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aslî anlamı, bir şeyin dışına çıkmak, ondan ayrılmaktır. İtaatin zıddıdır. Ayetteki 'asavke' ifadesi, peygamberin emirlerine ve tebliğine karşı gelme, ona muhalefet etme anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece bir karşı çıkış değil, aynı zamanda peygamberin yolundan sapma ve ona itaatsizlik etme durumunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'asâ' fiili, bir şeye karşı gelmek, muhalefet etmek demektir. Ayetteki kullanımı, peygamberin davetine icabet etmeyip kendi bildikleri yolda gitmeleri, dolayısıyla peygambere karşı gelmeleri anlamındadır. Bu, mecazi olarak peygamberin otoritesini tanımama ve onun tebliğini reddetme eylemini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'isyân' kavramı, genellikle Allah'a veya peygamberlere karşı gelme, ilahi emirlere uymama anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'asavke' ifadesi, peygamberin tebliğine karşı çıkanların, aslında ilahi iradeye karşı geldiklerini ve bu durumun ahlaki bir sapma olduğunu gösterir. Kavram, sadece bir eylemi değil, aynı zamanda bir zihniyet ve tutumu da ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Berî olmak, bir şeyden uzaklaşmak, ondan ilişiğini kesmek demektir. Ayetteki 'berî' kelimesi, peygamberin, kendisine isyan edenlerin amellerinden ve bu amellerin sonuçlarından tamamen uzak olduğunu, onlarla hiçbir sorumluluk bağı kalmadığını ifade eder. Bu, bir nevi sorumluluk reddi ve tebliğ sınırının çizilmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Berâet, bir şeyden ayrılmak, ondan uzaklaşmak, temizlenmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'berî' kelimesi, peygamberin, muhataplarının kötü amellerinden ve bu amellerin getireceği sonuçlardan manevi olarak arınmış olduğunu, onlarla aynı kefeye konulamayacağını vurgular. Bu, peygamberin masumiyetini ve tebliğdeki samimiyetini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Berâet, bir şeyden ayrılma, uzaklaşma ve ondan sorumlu olmama halidir. Ayetteki 'berî' ifadesi, peygamberin, kendisine karşı gelenlerin amellerinden ve bu amellerin vebalinden tamamen uzak olduğunu, onların yaptıklarının sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu açıkça belirtir. Bu, peygamberin tebliğdeki rolünün sınırlarını çizer.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amel, irade ve kasıtla yapılan her türlü iş ve eylemdir. Ayetteki 'ta'melûne' kelimesi, muhatapların bilinçli olarak gerçekleştirdikleri, peygamberin tebliğine karşı gelme ve ona isyan etme eylemlerini ifade eder. Bu, sadece bir düşünce değil, somut bir davranış ve tutumdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel, insanın iradesiyle yaptığı her türlü fiildir. Ayetteki 'ta'melûne' ifadesi, peygambere karşı gelenlerin, kendi iradeleriyle seçtikleri ve gerçekleştirdikleri tüm eylemleri kapsar. Bu, onların isyanlarının sadece sözde kalmayıp, fiiliyata döküldüğünü ve bu fiillerin sorumluluğunu taşıdıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'amel' kavramı, genellikle insanın dünya hayatında yaptığı, karşılığını ahirette göreceği işleri ifade eder. Bu ayetteki 'ta'melûne' kelimesi, peygambere karşı gelenlerin, kendi iradeleriyle seçtikleri ve gerçekleştirdikleri tüm eylemleri kapsar. Bu, onların isyanlarının sadece sözde kalmayıp, fiiliyata döküldüğünü ve bu fiillerin sorumluluğunu taşıdıklarını gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta’melûn(e)” Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de. (26/216)
Efendimiz (s.a.v.) karşı gelmek bizatihi Hakka karşı gelmetir. İlettiği Hakk’ın sözü ve uyarısıdır.
Tahallaku bi Resülullah üzere olan “İrfan ehli” “Kamil İnsan” da Resül’ahın ahlakı olan Kûr’ân üzerine uyarır. Ve karşı gelen olursa ben sizden uzağım der. Bunlar hakkında fazlası ile malumat İz-Terzi Baba – İbretlik dosyalarda mevcuttur. (Murat Derûni)
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ {الشعراء/217}
“Vetevekkel ‘alâ-l’azîzi-rrahîm(i)”
الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ {الشعراء/218}
“Ellezî yerâke hîne tekûm(u)”
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ {الشعراء/219}
“Vetekallubeke fî-ssâcidîn(e)” Salata (namaza) kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et. (26/217-218-219)
Hakiki ma’nâda namaz Hakk’ın huzurunda olma şuurudur. Bu şuura erende 50 vakit namaz ile salat-ı daimun üzere olur. Yani her anı namaz hali ile Hakk’ın huzurunda olmaktadır. Ve bu namaz hali sıfât mertebesi namazıdır. Bu hale eren Arif hakiki ma’nâ da secde erenler arasında dolaşır. Kurbu nevafil halinde olan ve ondan işleyen, tutan, yürüyen, gören, işiten vekili Allah’tır. Ve İnsan-ı Kamil – Kamil İnsan bunların arasında dolaşır.
"Namazda Hakk’ı görürsen, Hakk da seni görür. O zaman secden hakikî olur."[72]
Sâcidler içinde takallüb bulmam için, ben enîn içinde adem ve efsâne olurum.
Bu beyt-i şerîfde sûre-i Şuarâ’da olan (Şuarâ, 26/217-219) ya’nî “Âziz ve râhîm olan Allah Teâlâ’ya tevekkül et; öyle Allah ki, sen teheccüd namazına kalktığın vakit seni ve sâcidler içinde takallübünü görür” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.
Ya’nî vaktâki âbidler bu kitâb-ı Mesnevîile intifa’ edip, hakâyıka urûc ederler ve onunla amel ederler, ben bu vücûd-ı izâfı ve mecâzî âleminden ma’dûm ve efsâne olduğum vakit, bunların ameli, benim amelim olur. Binâenaleyh âbidler ve sâcidler içinde munkalib olurum; ve bu da bir nevi’ bekadır. Veyâhud sâcidlerde takallübden murâd, bununla amel tarîkıyla onlara kemâl erişdirmek olur.[73]