İż nusevvîkum birabbi-l'âlemîn(e)
"Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
Şuarâ Suresi'nin 98. ayeti, müşriklerin kıyamet gününde putlarıyla birlikte duyacakları pişmanlığı ve sapkınlıklarını itiraf etmelerini konu almaktadır. Ayet, 'eşit tutma' eylemi üzerinden tevhidin zıddı olan şirkin derinliğini ve 'âlemlerin Rabbi' kavramının yüceliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâ' kelimesinin 'eşitlik, denklik' anlamına geldiğini belirtir. 'Sevveytü şey'en bi-şey'in' ifadesi, bir şeyi diğeriyle eşit kılmak demektir. Ayetteki 'nüsevviküm' fiili, müşriklerin putları Allah'a denk tutarak şirk koşmalarını ifade eder, bu da tevhidin zıddıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nüsevviküm' ifadesini 'sizi Allah'a ortak koşuyorduk' şeklinde yorumlar. Burada 'tesviye' fiili, putlara ilahlık atfederek onları Allah'ın makamına yükseltme mecazını taşır ve bu, şirk eyleminin bir tasviridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'tesviye' kavramının, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini ve eşsizliğini vurgulayan bir bağlamda da kullanıldığını belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, Allah'a ortak koşma, O'nunla başka varlıkları aynı seviyede görme anlamında, tevhidin temel ilkesine aykırı bir eylemi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin 'terbiye eden, sahip olan, yöneten' anlamlarına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında, O'nun yaratma, rızık verme ve her şeyi idare etme sıfatlarını kapsar. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, putların hiçbir zaman ulaşamayacağı mutlak otoriteyi ve yüceliği vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi' gibi anlamlara geldiğini ve bu kelimenin Allah için kullanıldığında tüm bu sıfatları kemal mertebesinde içerdiğini ifade eder. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, müşriklerin putları ile kıyasladıkları varlığın, tüm evrenin yegane sahibi ve yöneticisi olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âlemîn' kelimesinin 'insanlar ve cinler' anlamına geldiğini belirtir. Bu, Kur'an'da sıkça geçen bir ifade olup, Allah'ın sadece belirli bir kavmin değil, tüm varlık âlemlerinin Rabbi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'bilgi edinilen her şey' anlamına geldiğini ve 'âlemîn'in ise 'Allah'tan başka her şey'i kapsayan bir çoğul olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-âlemîn' ifadesi, Allah'ın egemenliğinin ve Rabliğinin evrenselliğini, tüm yaratılmışları kuşattığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âlem' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak 'Rabbu'l-âlemîn' terkibinde 'tüm varlıklar, yaratılmış her şey' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, müşriklerin putları ile kıyasladıkları Allah'ın, tüm âlemlerin yegane Rabbi olduğu gerçeğiyle yüzleşmeleri vurgulanır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.