Keżżebet ‘âdun(i)lmurselîn(e)
Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Şuarâ Suresi'nin 123. ayeti, Ad kavminin peygamberleri yalanlamasını konu edinir. Ayet, 'yalanlamak' fiili ve 'gönderilenler' kavramı üzerinden, ilahi mesajın reddedilmesinin tarihsel bir örneğini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilinin 'yalan söylemek' anlamının yanı sıra, bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kezzebe' fiili, Ad kavminin peygamberlerin getirdiği hakikatleri ve uyarıları reddetmesi, onları yalancı çıkarması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kezzebe' fiilinin Kur'an'da bazen 'inkâr etmek' manasında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette Ad kavminin peygamberlerin risaletini ve tebliğ ettikleri hakikatleri inkâr etmesi kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece bir sözün yalan olduğunu söylemekten öte, bir hakikati veya ilahi mesajı reddetme, ona karşı çıkma ve onu değersiz görme anlamlarını taşıdığını vurgular. Ad kavminin peygamberleri 'yalanlaması', onların getirdiği ilahi uyarıları ve hakikatleri topyekûn reddetmesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Ad'ın Kur'an'da zikredilen, güçlü ve azgın bir kavim olduğunu, kendilerine Hud peygamberin gönderildiğini ve peygamberlerini yalanladıkları için helak edildiklerini belirtir. Bu ayetteki 'Ad', bu tarihsel kavme işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Ad' kelimesinin özel bir isim olduğunu ve Kur'an'da geçmiş ümmetlerden birini ifade ettiğini açıklar. Bu kavmin, peygamberlerine karşı çıkmalarıyla bilindiğini ve bu ayetteki 'yalanlama' eyleminin onlara atfedildiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Ad'ın Kur'an'da sıkça zikredilen, kibir ve azgınlıklarıyla tanınan bir kavim olduğunu, peygamberlerini dinlemeyip ilahi emirlere karşı geldikleri için cezalandırıldıklarını ifade eder. Ayetteki 'Ad', bu kavmin genel karakteristiğini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mürsel' kelimesinin 'risaletle gönderilen' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah tarafından insanlara vahiy ile görevlendirilen peygamberler için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-mürselîn', Ad kavmine gönderilen peygamberleri, özellikle de Hud'u ve genel olarak tüm peygamberleri kapsar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mürselîn' kelimesinin 'risalet göreviyle gönderilenler' olduğunu ve bu kelimenin Kur'an'da Allah'ın elçileri olan peygamberleri ifade ettiğini belirtir. Ad kavminin 'mürselîn'i yalanlaması, onların Allah'ın elçilerine karşı gelmesi ve getirdikleri mesajı reddetmesi demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resûl' ve çoğulu olan 'mürselîn' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Bu kavram, Allah ile insanlar arasında bir köprü görevi gören, ilahi iradeyi tebliğ eden ve insanları doğru yola çağıran özel şahsiyetleri ifade eder. Ad kavminin 'mürselîn'i yalanlaması, ilahi rehberliği ve uyarıyı topyekûn reddetmeleri anlamına gelir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.