Kâlû âmennâ birabbi-l'âlemîn(e)
"Alemlerin Rabbine inandık" dediler.
"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
Şuara Suresi 47. ayet, sihirbazların iman edişini ve bu imanın temelini oluşturan 'alemlerin Rabbi' kavramını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'iman' fiili ve 'alemler' ile 'Rab' isimlerinin semantik derinliğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya inancı dil ile ifade etmektir. Ayetteki 'kâlû' (dediler) ifadesi, sihirbazların gördükleri mucize karşısında içselleştirdikleri imanı açıkça beyan etmelerini, bu beyanın bir itiraf ve tasdik niteliği taşıdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl (قول), bazen bir eylemin veya durumun sonucu olarak ortaya çıkan bir hükmü de ifade edebilir. Burada sihirbazların 'dediler' ifadesi, Firavun'un tehditlerine rağmen imanlarını ilan etme cesaretini ve bu imanın kesinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile gerçekleşen bir güven ve tasdik halidir. Ayetteki 'âmennâ' (inandık) ifadesi, sihirbazların kalben tasdik ettikleri ve dilleriyle ikrar ettikleri bir hakikati, yani Allah'ın Rabliğini ve Musa'nın peygamberliğini kabul ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven eylemidir. Sihirbazların 'âmennâ' demesi, Firavun'un gücüne karşı Allah'ın mutlak gücüne teslimiyetlerini ve O'na olan güvenlerini ifade eder; bu, eski inanç sistemlerinden kopuşu simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İman kelimesi, 'emn' (güven, emniyet) kökünden türemiştir. 'Âmennâ' ifadesi, sihirbazların Firavun'un tehditlerine rağmen kendilerini Allah'a teslim ederek gerçek emniyeti bulduklarını ve bu teslimiyetin bir sonucu olarak içsel bir huzura kavuştuklarını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rab (رب), terbiye eden, yetiştiren, sahip olan, efendi ve malik anlamlarına gelir. Ayetteki 'Rabbi' kelimesi, sihirbazların Allah'ı sadece bir yaratıcı olarak değil, aynı zamanda tüm varlık alemini terbiye eden, yöneten ve mutlak otorite sahibi olarak kabul ettiklerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rab, hem yaratma hem de idare etme yetkisine sahip olan varlıktır. Sihirbazların 'Rabbi' ifadesiyle iman etmeleri, Firavun'un kendisini 'rab' olarak görmesine karşı, gerçek Rabbin Allah olduğunu ve O'nun mutlak egemenliğini tasdik ettiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âlemîn (عالمين), akıl sahibi olan tüm varlıkları, yani insanları, cinleri ve melekleri kapsayan çoğul bir isimdir. Ayetteki 'el-âlemîn' ifadesi, sihirbazların imanının evrensel bir boyuta sahip olduğunu, Allah'ın sadece İsrailoğulları'nın değil, tüm varlık aleminin Rabbi olduğunu kabul ettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âlem (عالم), kendisiyle bir şeyin bilindiği şeydir. 'Âlemîn' ise, Allah'ın varlığına ve birliğine delalet eden tüm varlık kategorilerini ifade eder. Sihirbazların 'Rabbi'l-âlemîn'e iman etmeleri, Allah'ın yaratıcılığının ve Rabliğinin tüm evreni kapsadığını, O'nun mutlak ve sınırsız kudretini tasdik ettiklerini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'âlemîn' kavramı, tek bir 'âlem'den ziyade, farklı varlık kategorilerini ve boyutlarını ifade eder. Sihirbazların bu ifadeyi kullanması, Firavun'un sınırlı krallığına karşı, Allah'ın tüm varlık alemlerini kapsayan sınırsız egemenliğini ve kudretini idrak ettiklerini gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Âlemlerin Rabbine inandık” dediler. (26/47)
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ {الشعراء/48}
“Rabbi mûsâ vehârûn(e)”