Feulkiye-sseharatu sâcidîn(e)
Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Şuara Suresi'nin 46. ayeti, sihirbazların mucize karşısında ani bir dönüşümle secdeye kapanmalarını ve iman etmelerini anlatır. Ayet, 'secde' ve 'sihirbazlar' kavramları üzerinden bu dramatik değişimi ve teslimiyeti vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilka' (إلقاء) fiilinin bir şeyi atmak, bırakmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ülkıye' (أُلقيَ) ise meçhul sigada kullanılarak, sihirbazların secdeye kapanmalarının kendi iradelerinden ziyade, mucizenin etkisiyle ani ve zorunlu bir teslimiyet hali olduğunu ifade eder. Bu, onların iradelerinin ötesinde bir gücün etkisiyle yere kapandıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ülkıye' fiilinin burada 'secdeye kapandılar' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. Sihirbazların, Musa'nın mucizesi karşısında şaşkınlık ve hayranlıkla kendilerini secdeye bırakmaları, bu fiilin mecazi gücünü ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilka' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve bu ayetteki pasif formunun (ülkıye) 'bırakılmak, atılmak' anlamının, sihirbazların mucizenin etkisiyle adeta yere serilmeleri, iradeleri dışında secdeye kapanmaları halini çok güçlü bir şekilde ifade ettiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihir' (سحر) kelimesinin kökeninin, bir şeyi gerçekte olmadığı gibi göstermek, göz boyamak olduğunu belirtir. 'Sâhir' (ساحر) ise bu işi yapan kişidir. Ayetteki 'es-seharah' (السحرة) kelimesi, Firavun'un topladığı, halkı aldatma konusunda uzmanlaşmış sihirbazlar grubunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihir'i, gizli ve ince yollarla yapılan, gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi gösteren eylem olarak tanımlar. Sihirbazlar (es-seharah) ise bu tür aldatmacaları ustalıkla icra eden kişilerdir. Ayette, onların bu aldatıcı sanatlarının Musa'nın mucizesi karşısında nasıl etkisiz kaldığı vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sihir' kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla kullanıldığını ve 'mucize'nin zıddı olarak konumlandırıldığını belirtir. Sihirbazlar, insanları yanıltan ve gerçeği gizleyen kişilerdir. Bu ayette ise sihirbazların, kendi sanatlarının ötesinde bir gerçekle karşılaşmaları ve bu gerçeğe teslim olmaları anlatılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'secde' (سجود) kelimesinin asıl anlamının boyun eğmek, tevazu göstermek olduğunu belirtir. Alnı yere koymak ise bu boyun eğmenin en belirgin fiziksel tezahürüdür. Ayetteki 'sâcidîn' (ساجدين) kelimesi, sihirbazların Musa'nın mucizesi karşısında mutlak bir teslimiyet ve imanla Allah'a yönelişlerini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'secde'nin hem fiziki olarak alnı yere koymak hem de manevi olarak Allah'a tam bir itaat ve teslimiyet göstermek anlamına geldiğini açıklar. Sihirbazların 'sâcidîn' olarak nitelendirilmesi, onların sadece fiziksel bir eylemde bulunmadıklarını, aynı zamanda kalben de iman ettiklerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sâcidîn' kelimesinin hal (durum) bildiren bir isim olduğunu ve sihirbazların secdeye kapanma anındaki durumlarını tasvir ettiğini belirtir. Bu durum, onların mucizenin etkisiyle aniden ve tereddütsüz bir şekilde imana yönelişlerini vurgular.
Şu'arâ Sûresi
“Feulkiye-sseharatu sâcidîn(e)” Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. (26/46)
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ {الشعراء/47}
“Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîn(e)”