Śumme câehum mâ kânû yû'adûn(e)
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
Şuarâ Suresi'nin 206. ayeti, Allah'ın vaadinin kaçınılmazlığını ve dünya nimetlerinin ahiret azabına karşı bir fayda sağlamayacağını vurgular. Ayet, 'gelmek' ve 'vaat edilmek' fiilleri üzerinden ilahi takdirin gerçekleşeceğini ve bu durumun insan üzerindeki etkisini dilbilimsel olarak ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ج ي ء' kökünü 'bir şeyin bir yere veya bir kimseye ulaşması' olarak tanımlar. Ayetteki 'جَآءَهُم' ifadesi, tehdit edilen azabın kaçınılmaz bir şekilde onlara ulaşmasını, yani gerçekleşmesini anlatır. Bu, sadece fiziksel bir gelme değil, aynı zamanda bir olayın vuku bulması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür kullanımları mecazi olarak ele alır ve 'جَاءَ' fiilinin burada 'vuku buldu, gerçekleşti' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, 'tehdit edildikleri şeyin gelmesi', o tehdidin fiilen başlarına gelmesi ve sonuçlarının ortaya çıkması demektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'مَا' edatının Kur'an'daki farklı kullanımlarını inceler. Bu ayetteki 'مَا' edatı, 'el-mevsûle' (ismi mevsul) olarak işlev görür ve kendisinden sonra gelen cümleyi (كانوا يوعدون) açıklayan bir 'şey'i ifade eder. Yani 'o şey ki onlar vaat ediliyorlardı' anlamını taşır ve bu, azabın kendisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'مَا' edatının bağlamına göre kazandığı anlam zenginliğine dikkat çeker. Burada 'مَا', belirsiz bir 'şey'i ifade etmekle birlikte, cümlenin devamıyla birlikte somutlaşarak 'vaat edilen azap' anlamını kazanır. Bu, Kur'an'ın kelimeleri bağlam içinde anlamlandırma metodolojisine örnektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'و ع د' kökünün hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'يُوعَدُونَ' (edilgen çatı) ifadesi, onlara sürekli olarak bir şeyin vaat edildiğini, bu bağlamda ise azabın tehdit olarak bildirildiğini gösterir. Bu, ilahi uyarının sürekliliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'وعد' kelimesinin 'bir şeyi bildirmek, haber vermek' anlamını taşıdığını ve Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik vaatleri için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'يُوعَدُونَ' ifadesi, kafirlere ahirette karşılaşacakları azabın defalarca haber verildiğini, yani tehdit edildiğini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vaad' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine değinir. 'Vaad', Allah'ın kesin ve değişmez sözünü ifade eder. 'يُوعَدُونَ' ifadesi, bu vaadin (tehdidin) sadece bir ihtimal değil, kesinlikle gerçekleşecek bir hakikat olduğunu ve muhatapların bu konuda sürekli uyarıldığını gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Summe câehum mâ kânû yû’adûn(e)” Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (hâlleri nice olurdu?) (26/206)
مَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يُمَتَّعُونَ {الشعراء/207}
“Mâ agnâ ‘anhum mâ kânû yumette’ûn(e)”