Keżżebet kavmu nûhin(i)lmurselîn(e)
Nuh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Şuarâ Suresi'nin 105. ayeti, Nuh kavminin peygamberleri yalanlamasını konu edinmektedir. Bu ayetteki temel kavramlar, 'yalanlama', 'kavim' ve 'peygamberler' olup, her biri Kur'an'ın genel mesajı içinde önemli bir yer tutar ve ilahi elçilere karşı çıkan toplumların akıbetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilinin bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Nuh kavminin peygamberlerin getirdiği hakikatleri ve uyarıları tamamen reddetmesi, onları yalancılıkla itham etmesi anlamındadır. Bu, sadece sözlü bir yalanlama değil, aynı zamanda kalben ve fiilen inkârı da içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da peygamberlerin getirdiği ilahi mesajı ve vahyi inkâr etme, onu asılsız bulma anlamında kullanıldığını vurgular. Nuh kavminin 'kezzebe' fiiliyle nitelenmesi, onların Allah'ın elçisine karşı takındıkları düşmanca ve inkârcı tavrı açıkça ortaya koyar, bu da ilahi gazabın temel nedenlerinden biridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavm' kelimesinin bir peygamberin gönderildiği ve ona karşı çıkan veya onu takip eden insan topluluğu için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kavmu Nuh' ifadesi, Nuh'un tebliğ ettiği mesajın muhatabı olan, onunla aynı zamanda yaşayan ve ona karşı çıkan belirli bir insan grubunu işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm'in genellikle erkeklerden oluşan bir topluluk için kullanıldığını, ancak Kur'an'da daha geniş anlamda, belirli bir peygamberin muhatap olduğu tüm insanları kapsayacak şekilde de kullanılabileceğini ifade eder. Burada Nuh'un kavmi, onun uyarılarına kulak asmayan ve onu yalanlayan topluluğu temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mürsel' kelimesinin 'risalet' kökünden geldiğini ve Allah tarafından belirli bir görevle gönderilen elçi anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki çoğul kullanımı ('el-mürselîn'), Nuh kavminin sadece Nuh'u değil, genel olarak peygamberlik müessesesini ve dolayısıyla tüm ilahi elçileri yalanladığına işaret eder, bu da onların inkârının derinliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mürselîn'in, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmakla görevli olan, mucizelerle desteklenmiş peygamberler olduğunu belirtir. Nuh kavminin 'el-mürselîn'i yalanlaması, onların sadece Nuh'un şahsına değil, Allah'ın gönderdiği tüm elçilerin getirdiği temel prensiplere karşı çıktıklarını ve bu evrensel mesajı reddettiklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mürsel' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın insanlara yol göstermek için seçtiği ve görevlendirdiği özel şahsiyetleri ifade ettiğini belirtir. Nuh kavminin 'el-mürselîn'i yalanlaması, onların sadece Nuh'u değil, peygamberlik kurumunun kendisini ve dolayısıyla Allah'ın insanlığa olan rehberliğini topyekûn reddettiklerini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.