İçeriğe atla
Şuarâ 164Cüz 19 · Sayfa 374

Şuarâ Sûresi 164. Âyet

الشعراء

Sohbete sor

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şu'arâ Sûresi

“Ve bunun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, ancak âlemlerin Rabbine aittir.” (26/164)


109. âyet açıklamasına bakınız.


أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ {الشعراء/165}

“Ete/tûne-zzukrâne mine-l’âlemîn(e)”

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ {الشعراء/166}

“Vetezerûne mâ haleka lekum rabbukum min ezvâcikum bel entum kavmun ‘âdûn(e)”

“Rabbinizin, sizin için halk ettiği (yarattığı) eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” (26/165-166)


(7/81) (İnnekum le te'tûner ricâle şehveten min dûnin nÎsâi, bel entum kavmun musrifûn.)

“Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.” Bu yaşananları ilim olarak bilip üzerimizde o ahlâkları ve muhabbetleri silmemiz gerekiyor, bunları silmedikçe sonra gelecek olan peygamberân hazeratının mertebelerine ulaşmamız mümkün değildir. Cenâb-ı Hakk bunların hepsinden ders almamız için kendi kelâmının içerisine bu basit gibi gözüken hâdiseleri yazıyor yoksa Allah kelâmı gibi çok ulvi beklentilerle okunmaya başlanan Kûr’ân-ı Kerîm’de Ad kavmi, Semud kavmi, Lût kavmi gibi sapmış kavimlerin basit gibi gözüken hayâtları çıkıyor karşımıza, işte bütün bunlar bizzât bizim hayâtımız, bizim varlığımızda yaşantıları olan hâdiselerdir, bunları aşarak o ulûhiyyete ulaşmak mümkündür.

Bunları aşmadan ne Allah kelâmını ne de kendi hakîkatimizi bilebiliriz. Bu oluşumlar olmadan zâten insân olunmuyor fakat yapılması gereken muallâk kader içerisinde bu ahlâk üzere gelen oluşumları isteyen nefsi, akıl ile durdurmak gerekmektedir ki, irademiz ortaya çıksın. Nefs bunu istemez ise bizim gerçek halkediliş hakîkatimiz nasıl ortaya çıkacak, o hâlde biz melek olurduk, aklımız kullanılır omasaydı hayvân olurduk salt içgüdüsel olarak hayâtımızı sürdürürdük. Bizler ne meleğiz ne de hayvânız fakat ikiside bizde mevcûttur, hayvânlığımız anlaşılmadan insânlığımızı ve melekliğimizi anlamamız mümkün değildir. Muhîddîni Arabi hz.leri (k.s) öyle demiştir, “gerçek hayvânlık mertebesine inmedikçe insânlık mertebesine yükselmek mümkün değildir” yâni Hayy esmâsının hakîkatini idrâk etmedikçe Selâm esmâsının hakîkatine ulaşmak mümkün değildir.

Bu eski kavimlerde zâten hayvâni vasıflarla vasıflandıkları için helâk oldular yâni insânlıklarına ulaşamadılar.[57]