İçeriğe atla
Şuarâ 32Cüz 19 · Sayfa 368

Şuarâ Sûresi 32. Âyet

الشعراء

Sohbete sor

Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu'bânun mubîn(un)

Bunun üzerine Musa, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

Şu'arâ Sûresi

“Feelkâ ‘asâhu fe-izâ hiye su’bânun mubîn(un)” Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. (26/32)


(Tâhâ 20/17-18) Ya Mûsâ o elindeki nedir?-

Dedi ki

-Ya Rabb’î o benim asamdır.

-Ne yaparsın onunla?

-Ağaçlara vururum, yaprakları düşürürüm, yerlere koyunlara ot, yiyecek hazırlarım.

-Daha başka

-İşte ona dayanarak yürürüm. İşte bunun gibi birçok menfaatleri vardır bana dedi.

O gün vahşi hayvanlar çoktu. Ona birçok daha başka faydaları vardı. Asâyı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asâ batın olarak nedir. “Akıl”dır.

-Mûsâ (a.s.) mın o ana kadar oluşmuş, o günün kemâlâtı ile olan aklıdır. Şuayp (a.s.) dan aldığı bilgiler/gerek gönlünden aldığı İlhâmi bilgiler. Çünkü daha Tevrat-ı Şerif gelmemişti. Bunların karışımından meydana gelen kendisinde oluşan bireysel bir akıldır. Dayanıyorum dediği bu-bu aklıma dayanıyorum diyordu. Elinde tutması kullanması demektir. C. Hakk bu aklını bırak artık sen dedi. Yani bireysel beşer aklını bırak dedi. O zaman yerine bir şey koyması lazım. “Nudiye ya Mûsâ” (Nidâ olunan aklı tut.) dedi C. Hakk. Sana benim vereceğim aklımla bundan sonra hareket et, dedi ki, bu risâletin başlaması’dır.

-Kendi bireysel aklını ortadan kaldırıp, İlâh-î Hakk’la muamelede bulunmak ümmetine, kavmine “Ve elkı asâke” Asânı yere at, “Fe lemma” vaktaki, “Reaha” onun aklı daha nefsaniyyetle karışık olan aklı elinden yere attığı için mertebesi düştü hayıflanmaya başladı. Peygamberin elindeyken, toprak üstüne gitti ve akıl orada kıvranmaya başladı, zorlanmaya başladı. “Keenneha cânnün” Adeta yılan gibi oldu. Yılan gibi nefsi emmâre, nefsi emmâreliği ortaya çıktı ama terk etti onu. Bunu anladığı zaman kaçtı Mûsâ (a.s.) ben elimde ne taşıyormuşum diye. Gerçi zâhiri ifadede aynen oldu. O hikâyeyi biliyoruz bize bâtın-î tarafıda lâzımdır. İşte onun aklı nefsi emmâre ağırlıklı olan bireysel aklıdır. Her ne kadar eğitilmiş olsa da yani İlâh-î bağlantıyı sağlayamadığı için nefs ağırlıklı idi ve at onu bırak dedi ve o canlanıp yılan haline geldiği zaman –müdbiren- ona arkasını dönerek kaçtı.

Uzaklaşmasının sebebi

1-Yılan olarak korkması

2-Ben neleri elimde tutuyormuşum diye terk etmesi onu uzaklaştırması, tekrar üzerime gelmesin diye.

“Ve lem yüakkıb” (ve arkasına bakmadı.) Her ne kadar korkudan arkasına bakmadı gibi idi ise de, nefsi emmâ-resine dönerim diye korktu da kaçtı. C. Hakk nida ederek

-Ey Mûsâ ondan korkma. Çünkü o senin elinde olan bir vasıta. Sen onun emrinde değilsin. İnni- muhakkak ki “La yehafu ledeyyel mürselun” Benim indimde olan peygamber öyle yılandan v.s. korkmaz. nefsi emâreden.


Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.


* Böyle olunca asâsını bıraktı. Oysa o, Mûsâ'nın davetini kabul etmekten onun kaçınmasında Fir’âvn 'un Mûsâ'ya onunla âsi olduğu şeyin sûretidir. Şimdi o, ansızın apaçık bir yılan, yani görülen ejderha oldu. Şu halde kötülük olan itaatsizlik itâate, yani iyiliğe dönmüş oldu. Nitekim, Allah Teâlâ : “yübeddilullahu seyyiatihim hasenat”(Furkân, 25/70) yani “Allah Teâlâ onların kötülüklerini iyiliğe dönüştürür” buyurdu. Yani hükümde, böyle olunca, burada hüküm bir tek cevherde farklı olan "ayn" ile açığa çıktı. Bundan dolayı, o asâdır ve o yılandır ve açıkça görülen ejderhadır.


فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى

(Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.)

(Tâ-Hâ, 20/20) “Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden bir yılan olmuştu.”


Mûsâ (a.s.) emri ilâhîyi alır almaz hemen dinledi ve aklını bıraktı. Yılan burada karşı tarafa yani Firavun’a karşı kullanılacak yardımcı güç hükmündedir. Ve Firavun’a hakikatinin bu olduğu kendine nefsi emmâre şeklinde ve Mûs’anın emrinde olduğu gösterildi.


(Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.)

(Tâ-Hâ, 20/21) “Onu al ve korkma! Onu ilk sûretine döndüreceğiz.” dedi.”


Mûsâ (a.s.) aklını terk ettikten sonra onu dışarıdan seyretti ve korktu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk (c.c) “Korkma onu tut” dedi ve Mûsâ (a.s.) onu tuttuktan sonra aklı eski haline dönüşüyor.

Bu şekilde Mûsâ (a.s.) kendisindeki aklın gücünü anlamış olmaktadır.[12]