Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu'bânun mubîn(un)
Bunun üzerine Musa, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
Şuarâ Suresi 32. ayeti, Hz. Musa'nın mucizesini tasvir ederken, 'atmak', 'değnek' ve 'yılan' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin tezahürünü vurgular. Bu kavramlar, hem literal hem de mecazi anlamda derin bir dönüşümü ve açık bir delili ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): El-İsfehânî'ye göre 'elka' (إلقاء), bir şeyi bir yerden başka bir yere bırakmak veya atmaktır. Bu ayette, Hz. Musa'nın elindeki değneği yere bırakması, yani 'atması' eylemini anlatır ki bu, ilahi bir emrin başlangıcıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elka' fiilinin burada 'bırakmak' veya 'atmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, bu eylem, değneğin bir mucizeye dönüşmesinin tetikleyicisidir ve sıradan bir atıştan öte, ilahi bir kudretin tecellisine işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'elka' fiilinin geniş anlam yelpazesine dikkat çeker. Bu ayetteki kullanımı, bir nesnenin fiziksel olarak bırakılmasının yanı sıra, bir olayın başlangıcını ve bir dönüşümün ilk adımını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Asâ' (عصا), el-İsfehânî'ye göre, dayanmak ve destek almak için kullanılan bir araçtır. Bu ayette, Hz. Musa'nın elindeki 'asâ', sıradan bir değnek olmaktan çıkıp ilahi bir mucizenin aracı haline gelmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'asâ' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu ayetteki 'asâ'nın, Hz. Musa'nın peygamberliğinin bir delili olarak olağanüstü bir dönüşüme uğradığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'asâ' gibi somut nesnelerin Kur'an'da bazen sembolik anlamlar taşıdığına işaret eder. Bu ayetteki 'asâ', sadece bir değnek değil, aynı zamanda ilahi gücün ve peygamberlik mucizesinin bir sembolü olarak işlev görür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'su'bân' (ثعبان) kelimesini 'büyük ve korkutucu yılan' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, değneğin sıradan bir yılana değil, dehşet verici büyüklükte bir yılana dönüştüğünü vurgulayarak mucizenin büyüklüğünü ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'su'bân'ın genellikle 'ejderha' veya 'çok büyük yılan' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, kelimenin seçimi, dönüşümün sıradan bir olay olmadığını, aksine ilahi bir kudretin olağanüstü bir tezahürü olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'su'bân' kelimesinin, sıradan yılanlardan farklı olarak, büyüklüğü ve dehşetiyle öne çıkan bir türü ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, bu kelime, mucizenin şaşırtıcı ve ikna edici gücünü pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): El-İsfehânî'ye göre 'mübîn' (مبين), bir şeyin açıkça ortaya çıkması, belirginleşmesi ve şüpheye mahal bırakmamasıdır. Bu ayette, değneğin yılana dönüşmesinin, gören herkes için apaçık bir mucize olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mübîn' kelimesinin burada 'açıkça görünen, belirgin' anlamında kullanıldığını belirtir. Yılanın dönüşümü o kadar net ve kesindir ki, kimse onun gerçekliğinden şüphe edemez; bu da mucizenin gücünü artırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beyân' kökünden türeyen 'mübîn' kelimesinin, bir şeyin açıklığa kavuşması ve delil niteliği taşıması anlamlarını içerdiğini ifade eder. Ayetteki 'mübîn', bu mucizenin sadece bir dönüşüm değil, aynı zamanda Hz. Musa'nın peygamberliğinin açık bir kanıtı olduğunu gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Feelkâ ‘asâhu fe-izâ hiye su’bânun mubîn(un)” Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. (26/32)
(Tâhâ 20/17-18) Ya Mûsâ o elindeki nedir?-
Dedi ki
-Ya Rabb’î o benim asamdır.
-Ne yaparsın onunla?
-Ağaçlara vururum, yaprakları düşürürüm, yerlere koyunlara ot, yiyecek hazırlarım.
-Daha başka
-İşte ona dayanarak yürürüm. İşte bunun gibi birçok menfaatleri vardır bana dedi.
O gün vahşi hayvanlar çoktu. Ona birçok daha başka faydaları vardı. Asâyı Mûsâ derler ya: Sûret olarak gözüken asâ batın olarak nedir. “Akıl”dır.
-Mûsâ (a.s.) mın o ana kadar oluşmuş, o günün kemâlâtı ile olan aklıdır. Şuayp (a.s.) dan aldığı bilgiler/gerek gönlünden aldığı İlhâmi bilgiler. Çünkü daha Tevrat-ı Şerif gelmemişti. Bunların karışımından meydana gelen kendisinde oluşan bireysel bir akıldır. Dayanıyorum dediği bu-bu aklıma dayanıyorum diyordu. Elinde tutması kullanması demektir. C. Hakk bu aklını bırak artık sen dedi. Yani bireysel beşer aklını bırak dedi. O zaman yerine bir şey koyması lazım. “Nudiye ya Mûsâ” (Nidâ olunan aklı tut.) dedi C. Hakk. Sana benim vereceğim aklımla bundan sonra hareket et, dedi ki, bu risâletin başlaması’dır.
-Kendi bireysel aklını ortadan kaldırıp, İlâh-î Hakk’la muamelede bulunmak ümmetine, kavmine “Ve elkı asâke” Asânı yere at, “Fe lemma” vaktaki, “Reaha” onun aklı daha nefsaniyyetle karışık olan aklı elinden yere attığı için mertebesi düştü hayıflanmaya başladı. Peygamberin elindeyken, toprak üstüne gitti ve akıl orada kıvranmaya başladı, zorlanmaya başladı. “Keenneha cânnün” Adeta yılan gibi oldu. Yılan gibi nefsi emmâre, nefsi emmâreliği ortaya çıktı ama terk etti onu. Bunu anladığı zaman kaçtı Mûsâ (a.s.) ben elimde ne taşıyormuşum diye. Gerçi zâhiri ifadede aynen oldu. O hikâyeyi biliyoruz bize bâtın-î tarafıda lâzımdır. İşte onun aklı nefsi emmâre ağırlıklı olan bireysel aklıdır. Her ne kadar eğitilmiş olsa da yani İlâh-î bağlantıyı sağlayamadığı için nefs ağırlıklı idi ve at onu bırak dedi ve o canlanıp yılan haline geldiği zaman –müdbiren- ona arkasını dönerek kaçtı.
Uzaklaşmasının sebebi
1-Yılan olarak korkması
2-Ben neleri elimde tutuyormuşum diye terk etmesi onu uzaklaştırması, tekrar üzerime gelmesin diye.
“Ve lem yüakkıb” (ve arkasına bakmadı.) Her ne kadar korkudan arkasına bakmadı gibi idi ise de, nefsi emmâ-resine dönerim diye korktu da kaçtı. C. Hakk nida ederek
-Ey Mûsâ ondan korkma. Çünkü o senin elinde olan bir vasıta. Sen onun emrinde değilsin. İnni- muhakkak ki “La yehafu ledeyyel mürselun” Benim indimde olan peygamber öyle yılandan v.s. korkmaz. nefsi emâreden.
Bu hususla ilgili Füsus-ül Hikem, Mûsâ Fassından kısa bir bilgi daha sunalım.
* Böyle olunca asâsını bıraktı. Oysa o, Mûsâ'nın davetini kabul etmekten onun kaçınmasında Fir’âvn 'un Mûsâ'ya onunla âsi olduğu şeyin sûretidir. Şimdi o, ansızın apaçık bir yılan, yani görülen ejderha oldu. Şu halde kötülük olan itaatsizlik itâate, yani iyiliğe dönmüş oldu. Nitekim, Allah Teâlâ : “yübeddilullahu seyyiatihim hasenat”(Furkân, 25/70) yani “Allah Teâlâ onların kötülüklerini iyiliğe dönüştürür” buyurdu. Yani hükümde, böyle olunca, burada hüküm bir tek cevherde farklı olan "ayn" ile açığa çıktı. Bundan dolayı, o asâdır ve o yılandır ve açıkça görülen ejderhadır.
فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
(Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.)
(Tâ-Hâ, 20/20) “Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden bir yılan olmuştu.”
Mûsâ (a.s.) emri ilâhîyi alır almaz hemen dinledi ve aklını bıraktı. Yılan burada karşı tarafa yani Firavun’a karşı kullanılacak yardımcı güç hükmündedir. Ve Firavun’a hakikatinin bu olduğu kendine nefsi emmâre şeklinde ve Mûs’anın emrinde olduğu gösterildi.
(Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.)
(Tâ-Hâ, 20/21) “Onu al ve korkma! Onu ilk sûretine döndüreceğiz.” dedi.”
Mûsâ (a.s.) aklını terk ettikten sonra onu dışarıdan seyretti ve korktu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk (c.c) “Korkma onu tut” dedi ve Mûsâ (a.s.) onu tuttuktan sonra aklı eski haline dönüşüyor.
Bu şekilde Mûsâ (a.s.) kendisindeki aklın gücünü anlamış olmaktadır.[12]