Feelkav hibâlehum ve'isiyyehum ve kâlû bi'izzeti fir'avne innâ lenahnu-lġâlibûn(e)
Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
Şuarâ Suresi'nin 44. ayeti, sihirbazların Firavun'un gücüne yemin ederek iplerini ve değneklerini atıp üstün geleceklerini iddia etmelerini anlatır. Ayet, 'atmak', 'ip', 'değnek', 'izzet' ve 'galip gelmek' gibi kavramlar üzerinden meydan okuma ve güç gösterisi temasını işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): El-İsfehânî, 'el-ilka'' (إلقاء) kelimesini bir şeyi bir yerden diğerine bırakmak, atmak olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, sihirbazların sihirlerini icra etmek üzere iplerini ve değneklerini yere bırakmaları, yani 'atış' eylemi kastedilmektedir. Bu, bir başlangıç ve meydan okuma eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elka' fiilinin mecazi olarak bir şeyi ortaya koymak, sunmak anlamında kullanılabileceğini belirtir. Burada sihirbazların sihirlerini sergilemek üzere aletlerini ortaya koymaları, yani 'atış' eylemi, onların hünerlerini gösterme biçimidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hıbâl' (حبال) kelimesini 'ip' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, sihirbazların Musa'ya karşı kullandıkları, yılan gibi görünmesini sağladıkları sihirli iplerdir. Bu, onların aldatma araçlarından biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'habl' (حبل) kelimesinin hem gerçek anlamda ipi hem de mecazi olarak bir bağlantıyı veya ahdi ifade ettiğini belirtir. Ayette ise sihirbazların fiziksel olarak kullandıkları, yere attıkları ve hareket ettirdikleri ipler kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): El-İsfehânî, 'asâ' (عصا) kelimesini, dayanılan veya destek alınan uzun çubuk olarak tanımlar. Ayetteki 'ısî' (عصي) ise bunun çoğuludur ve sihirbazların iplerle birlikte kullandıkları, sihirle hareket ettirdikleri değnekleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'asâ' kelimesinin hem gerçek anlamda değneği hem de bazen bir topluluğun birliğini veya gücünü simgelediğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, sihirbazların Musa'nın asasına karşı kullandıkları fiziksel sihir araçlarıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet' (عزة) kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak gücünü ve yenilmezliğini ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayette, sihirbazların Firavun'un gücüne yemin etmeleri, onun dünyevi otoritesine ve kudretine atıfta bulunarak kendilerine güvenlerini pekiştirme çabasıdır. Bu, ilahi 'izzet'in aksine, beşeri ve geçici bir 'izzet'e dayanma halidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'izzet' kelimesinin 'güçlü olmak', 'üstün gelmek', 'yenilmez olmak' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Sihirbazların 'Firavun'un izzeti hakkı için' demeleri, Firavun'un kudretine sığınarak kendi başarılarına olan inançlarını dile getirmeleridir. Bu, bir tür yemin ve iddia beyanıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'izzet'in bir varlığın yüceliğini, şerefini ve yenilmezliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Firavun'un izzeti' ifadesi, sihirbazların Firavun'un otoritesini ve gücünü kendi başarılarının garantisi olarak görmeleridir. Bu, onların Firavun'a olan bağlılıklarını ve ona duydukları saygıyı da gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): El-İsfehânî, 'galabe' (غلب) fiilini 'üstün gelmek', 'yenmek', 'hakim olmak' olarak açıklar. 'Ğâlibûn' (غالبون) ise 'üstün gelenler', 'galip gelenler' demektir. Ayette sihirbazlar, Firavun'un gücüne dayanarak Musa'ya karşı kendilerinin galip geleceğini iddia etmektedirler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'galabe' kelimesinin bir şeyi yenmek ve ona hakim olmak anlamında kullanıldığını belirtir. Sihirbazların bu iddiaları, Musa'nın mucizesine karşı kendi sihirlerinin daha etkili olacağına dair kesin inançlarını yansıtır.
Şu'arâ Sûresi
“Feelkav hibâlehum ve’isiyyehum ve kâlû bi’izzeti fir’avne innâ lenahnu-lgâlibûn(e)” Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler. (26/44)
(Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ.)
(Tâ-Hâ-20/65) “Ya Mûsâ, (asânı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.”
Ya Mûsâ (asânı-aklını) senmi? Atarsın yoksa! Bizlermi atalım? Dediler.
(Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â.)
(Tâ-Hâ-20/66) “(Mûsâ (a.s.)): “Hayır, (siz) atın!” dedi. Böylece (onları attıkları) zaman onların ipleri ve asâları, kendisine, onların sihirlerinden dolayı “hızla hareket ediyor” gibi göründü.”
O gün madenlerinden civa gibi madenler ile çeşitli sihirbazlık örnekleri göstermişler. Cıva sıcaklığın tesiri ile genişlediğinden, dışarıdan bakanlar hareket ediyor zannettiler. Bilindiği üzere her peygamber kendi döneminde hangi ilim ileri düzeyde ise o ilmin en kemâlli hali ile ortaya çıkmaktadır ki o mevcut ilmin beşer ilmi olduğunu, idrâk ettirerek o ilmin üzerinde, ilâh-î bir ilim olduğunu ortaya koymaktadırlar. Mûsâ (a.s.) döneminde sihirbazlık en ileri düzeyde imiş.
(Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ.)
(Tâ-Hâ-20/67) “Bu sebeple Mûsâ, kendinde bir korku hissetti.”
Düşmanını küçük görme, denir, işte Mûsâ (a.s.)’da karşısında bu kadar çok rakip görünce bir an bu şekilde hissetti. Kendisinde bulunan az da olsa vehim duygusu harekete geçmişti. Bu yüzden biraz tereddüt geçirdi.
(Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ.)
(Tâ-Hâ-20/68) “Korkma! Muhakkak ki sen, sen üstünsün.” dedik.
İşte bu yüzden o anda “bizde” orada olduğumuzdan kelâm sıfatı ile “Korkma! Senin hakikatin bizim hakikatimiz olduğundan “sen, üstünsün.” dedik.[13]