Feaḣażehumu-l'ażâb(u)(k) inne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Şuarâ Suresi 158. ayet, Semûd kavminin helakini ve bu olayın taşıdığı ibretleri ele almaktadır. Ayet, ilahi azabın kaçınılmazlığını, bu tür olayların birer 'ayet' yani ibret olduğunu ve inkarcıların çoğunluğunun akıbetini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, zapt etmek ve kontrol altına almak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَخَذَهُمُ الْعَذَابُ' ifadesi, azabın Semûd kavmini tamamen kuşattığını, onlardan kaçış imkanı bırakmadığını ve onları helak ettiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أخذ' fiilinin mecazi olarak bir şeyin bir başkasını etkisine alması, onu cezalandırması anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada azabın, Semûd kavmini yakalaması, onların işledikleri günahlar sebebiyle ilahi cezanın tecelli etmesi anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'عذاب' kelimesinin 'azb' kökünden türediğini ve tatlı su anlamına gelen 'azb'ın zıddı olarak, acı ve elem veren şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'الْعَذَابُ', Semûd kavminin inkarları ve peygamberlerini yalanlamaları sebebiyle tattıkları ilahi cezayı, yani helakı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'azab' kavramının genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, inkarcılara ve günahkarlara yönelik ilahi cezayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'azab', Semûd kavminin dünyevi helakını ve ahiretteki cezanın bir öncüsü olarak sunulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'عذاب'ın, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve elem vermek anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'الْعَذَابُ', Semûd kavmini dünyevi yaşamlarından alıkoyan ve onlara büyük bir elem veren ilahi cezayı anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'آية' kelimesinin, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna işaret eden alamet, delil ve mucize anlamlarına geldiğini açıklar. Bu ayetteki 'لَآيَةً', Semûd kavminin helakının, sonraki nesiller için Allah'ın kudretini ve inkarcıların akıbetini gösteren açık bir ibret ve delil olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden kozmik delilleri hem de peygamberlerin mucizelerini ve geçmiş kavimlerin kıssalarını ifade ettiğini belirtir. Şuarâ 158'deki 'ayet', Semûd kavminin başına gelenlerin, insanlık için ders çıkarılması gereken bir olay olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ayet'in, bir şeyin diğerine delalet eden alamet olduğunu ve Kur'an'da Allah'ın kudretini ve hikmetini gösteren her türlü işareti kapsadığını ifade eder. Semûd kavminin helakı, Allah'ın vaadinin ve tehdidinin gerçekliğine dair somut bir 'ayet'tir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إيمان' kelimesinin kök anlamının 'emn' (güven, emniyet) olduğunu ve kalben tasdik ile dil ile ikrarın birleşimi olduğunu belirtir. Ayetteki 'مُّؤْمِنِينَ', Semûd kavminin çoğunluğunun Salih peygamberin getirdiği mesaja güvenip tasdik etmediğini, dolayısıyla helake uğradıklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda Allah'a tam bir teslimiyet ve güven hali olduğunu vurgular. Ayetteki 'مُّؤْمِنِينَ' olmama durumu, Semûd kavminin Allah'ın elçisine karşı gösterdiği güvensizliği ve inkarcılığı ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.