Vemâ ente illâ beşerun miślunâ ve-in nezunnuke lemine-lkâżibîn(e)
"Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
Bu ayet, peygamberin beşeriyetini ve mucize talebini içeren bir diyalogu sunmaktadır. Anahtar kavramlar, peygamberin insan doğasını, ona atfedilen 'büyülenmiş' olma durumunu ve yalancılık ithamını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beşer kelimesi, insanın dış görünüşünü, derisini ve bedensel özelliklerini vurgular. Bu ayette, peygamberin de diğer insanlar gibi etten ve kemikten yaratılmış bir varlık olduğuna işaret ederek, onun ilahi bir varlık olmadığını iddia etme amacı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Beşer, insan türünün genel adıdır ve genellikle dış görünüşü itibarıyla diğer canlılardan ayrılan insanı ifade eder. Ayetteki kullanımı, peygamberin mucize gösterme yeteneğini sorgulayanların, onun sadece 'bizim gibi bir insan' olduğunu vurgulayarak, ilahi bir elçi olamayacağı yönündeki itirazlarını yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'beşer' kelimesi, genellikle insanın fiziksel ve biyolojik yönünü, yani 'insan olma' durumunu ifade eder. Bu ayette, peygamberin beşeriyeti, onun ilahi bir varlık olmadığı, dolayısıyla mucize gösterme yetkisinin olmadığı yönündeki inkarcıların argümanının temelini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zann, bazen kesin bilgiye yakın bir kanaati, bazen de şüphe ve tereddüdü ifade eder. Bu ayetteki 'nazunnuke' ifadesi, muhatapların peygamberin sözlerine karşı kesin bir inanç yerine, onu yalancı olarak değerlendirme eğiliminde olduklarını, yani şüphe ve olumsuz bir kanaat taşıdıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zann, bir şey hakkında kesin bilgiye dayanmayan, ancak bazı emarelere dayalı olarak oluşan kanaattir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların peygamberin doğruluğuna dair bir delil görmediklerini, aksine onu yalancı olarak 'zannettiklerini' belirtir. Bu, onların kesin bir bilgiye değil, ön yargıya dayalı bir hüküm verdiklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zann kelimesi Kur'an'da hem olumlu hem de olumsuz anlamlarda kullanılabilir. Bu ayetteki 'nazunnuke' ifadesi, olumsuz bir zannı, yani peygamberin yalancı olduğuna dair bir kanaati ifade eder. Bu, muhatapların peygamberin getirdiği mesaja karşı bir ön yargı ve inkarcı bir tutum sergilediklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezb, gerçeğin aksini söylemektir. Bu ayette 'el-kâzibîn' ifadesi, peygamberin getirdiği mesajın doğru olmadığını iddia edenlerin, onu yalan söylemekle suçladıklarını gösterir. Bu, onların peygamberin risaletini tamamen reddettiklerinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezb, bir şeyin hakikatine aykırı olan sözdür. Ayetteki 'el-kâzibîn' ifadesi, peygamberin Allah'tan getirdiğini iddia ettiği vahyin gerçek olmadığını, dolayısıyla kendisinin yalancı olduğunu düşündüklerini açıkça ortaya koyar. Bu, onların peygamberin tebliğine karşı gösterdikleri en şiddetli tepkilerden biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kezb' kavramı, sadece gerçeği çarpıtmak değil, aynı zamanda Allah'a iftira atmak ve O'nun ayetlerini yalanlamak anlamında da kullanılır. Bu ayetteki 'el-kâzibîn' ifadesi, inkarcıların peygamberi, Allah adına yalan söylemekle suçlayarak, onun peygamberlik iddiasını tamamen geçersiz kılmaya çalıştıklarını gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” (26/186)
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ السَّمَاء إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ {الشعراء/187}
“Feeskit ‘aleynâ kisefen mine-ssemâ-i in kunte mine-ssâdikîn(e)”