Fekeżżebûhu feehleknâhum(k) inne fî żâlike leâye(ten)(s) vemâ kâne ekśeruhum mu/minîn(e)
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Şuara Suresi 139. ayet, peygamberlerin yalanlanması ve bunun sonucunda helak oluşu ile iman etmeyenlerin çoğunluğuna dikkat çekmektedir. Ayet, 'yalanlama', 'helak etme' ve 'ayet/ders' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi ceza ve ibret alma temasını işlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilinin, bir sözün veya haberin doğru olmadığını iddia etmek, yalan olduğunu söylemek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, peygamberin tebliğ ettiği hakikati reddetme ve onu yalancılıkla itham etme fiilini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kezzebe' fiilinin bazen 'inkâr etti' anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada da kavmin peygamberin getirdiği mesajı ve risaleti inkâr etmesi, onu yalanlaması kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece bir sözün yalan olduğunu söylemekten öte, peygamberin getirdiği ilahi hakikati ve uyarıyı reddetme, ona karşı çıkma anlamını taşıdığını vurgular. Bu bağlamda, kavmin peygamberi yalanlaması, onun risaletini ve tebliğini topyekûn reddetmesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'helâk' kelimesinin 'yok olmak, mahvolmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ehleknâhum' ifadesi, Allah'ın yalanlayan kavmi tamamen ortadan kaldırması, onları cezalandırarak yok etmesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'helâk'in bir şeyin varlığının sona ermesi, işlevini yitirmesi olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, ilahi bir müdahale ile kavmin varlığının, düzeninin ve gücünün tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helâk'in bazen ölüm, bazen de bir şeyin bozulması ve işe yaramaz hale gelmesi anlamına geldiğini ifade eder. Buradaki 'ehleknâhum', yalanlayan kavmin ilahi azapla tamamen yok edilmesi, nesillerinin kesilmesi ve ibretlik bir sona uğramasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âyet' kelimesinin 'işaret, alamet' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, yalanlayan kavmin helak edilmesinin, sonraki nesiller için Allah'ın kudretini ve uyarılarını gösteren açık bir işaret ve delil olmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet'in, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna delalet eden açık bir işaret olduğunu ifade eder. Burada, peygamberi yalanlayanların başına gelenlerin, Allah'ın vaadinin ve tehdidinin gerçekliğine dair somut bir delil teşkil ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âyet' kavramının Kur'an'da sadece bir işaret değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren mucizevi bir delil olduğunu belirtir. Bu bağlamda, helak olayı, Allah'ın gücünü ve peygamberlerin haklılığını gösteren, üzerinde düşünülmesi gereken bir 'ayet'tir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân'ın kök anlamının 'emniyet ve güven' olduğunu, terim olarak ise 'kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mü'minîn', peygamberin tebliğ ettiği hakikate kalpten inanıp onu tasdik eden kimseleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îmân'ın 'tasdik' ve 'emniyet' anlamlarını birleştirdiğini, yani bir şeye güvenerek onu doğru kabul etmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'mü'minîn', peygamberin sözüne güvenip onu doğru kabul eden ve bu sayede ilahi azaptan emin olan kişileri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'îmân'ın Kur'an'da sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven ilişkisi olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'mü'minîn', peygamberin getirdiği mesaja teslim olan ve ona güvenerek kurtuluşa eren azınlığı temsil eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.