Ve-iż nâdâ rabbuke mûsâ eni-/ti-lkavme-zzâlimîn(e)
(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.
Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
Bu ayet, Allah'ın Hz. Musa'ya Firavun kavmine gitmesini emrettiği anı anlatır. Ayet, 'nida', 'Rab', 'Musa', 'kavm' ve 'zalim' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi emri, peygamberlik görevini ve muhatap kavmin niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nida (نداء), uzak bir yerden veya yüksek sesle yapılan çağrıdır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Hz. Musa'ya doğrudan ve açık bir şekilde hitap etmesini, ona bir görev tevdi etmesini ifade eder. Bu, sıradan bir çağrıdan ziyade, ilahi bir emrin tebliğidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nida (نداء) kelimesi, burada 'çağırmak' anlamında kullanılmıştır. Allah'ın Musa'ya nida etmesi, ona vahiy yoluyla bir emir iletmesi demektir. Bu, mecazi olarak bir sesleniş değil, doğrudan bir hitaptır ve Musa'ya verilen görevin önemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'nida' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle önemli bir olayın başlangıcını veya ilahi bir müdahaleyi işaret ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'nida', peygamberlik görevinin başlangıcı ve ilahi iradenin tecellisi olarak karşımıza çıkar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rab (ربّ), bir şeyi tedricen kemale erdiren, terbiye eden, sahip olan ve yöneten demektir. Ayette 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın Hz. Musa üzerindeki mutlak otoritesini, onu yetiştiren ve ona görev veren yüce makamını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rab (ربّ) kelimesi, hem yaratma hem de idare etme anlamlarını içerir. 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın Hz. Musa'ya olan özel ilgisini ve ona yüklediği sorumluluğun kaynağını gösterir. Bu, sadece bir isim değil, aynı zamanda bir sıfattır ve Allah'ın Musa ile olan ilişkisini tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da sadece 'sahip' veya 'efendi' değil, aynı zamanda 'yaratıcı', 'besleyici' ve 'yönetici' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın Hz. Musa'yı seçen, ona yol gösteren ve onu destekleyen yüce varlık olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Musa (موسى), Kur'an'da sıkça zikredilen bir peygamber ismidir. Bu ayette, Allah'ın doğrudan muhatap aldığı ve Firavun kavmine gönderdiği elçi olarak geçer. İsmin kendisi özel bir anlam taşımasa da, Kur'an'daki bağlamı onun peygamberlik misyonunu ve ilahi seçilmişliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Musa (موسى) kelimesi, Arapça kökenli olmayıp İbranice veya Kıptîce'den Arapçaya geçmiş bir isimdir. Kur'an'da bu isim, Firavun'a karşı mücadele eden, İsrailoğullarını kurtaran ve Tevrat'ı getiren peygamberi ifade eder. Ayetteki kullanımı, onun bu tarihi ve dini rolüne işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm (قوم), bir araya gelmiş, ortak bir amaç veya aidiyetle birbirine bağlı insan topluluğudur. Ayette 'el-kavm' ifadesi, Firavun'un yönetimi altındaki Mısır halkını, yani Hz. Musa'nın tebliğle görevlendirildiği topluluğu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kavm (قوم) kelimesi, genellikle bir peygamberin gönderildiği veya bir olayın muhatabı olan belirli bir insan grubunu belirtir. Burada 'el-kavm', Firavun'un halkı olarak tanımlanır ve onların zalimlik vasfıyla nitelendirilmesi, bu topluluğun genel ahlaki durumunu ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir peygamberin muhatap olduğu, ortak özelliklere sahip bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-kavm', Hz. Musa'nın tebliğ edeceği ve hidayete davet edeceği Firavun'un halkıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmektir. 'Zalimîn' (ظالمين) ise bu fiili işleyenlerdir. Ayette Firavun kavminin 'zalimîn' olarak nitelendirilmesi, onların Allah'ın emirlerine karşı gelmeleri, insanlara haksızlık etmeleri ve haddi aşan davranışlarda bulunmaları sebebiyle bu sıfatı hak ettiklerini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zulm (ظلم), karanlık ve haksızlık anlamlarına gelir. 'Zalimîn' (ظالمين) kelimesi, Firavun ve kavminin işlediği günahları, İsrailoğullarına yaptıkları eziyetleri ve Allah'a karşı geldikleri için içine düştükleri karanlık durumu ifade eder. Bu, onların akıbetlerinin de karanlık olacağına bir işarettir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da sadece bireysel bir haksızlık değil, aynı zamanda kozmik düzene karşı gelme ve ilahi adaleti ihlal etme anlamı taşıdığını belirtir. Firavun kavminin 'zalimîn' olarak tanımlanması, onların sadece insanlara değil, Allah'a karşı da büyük bir haksızlık içinde olduklarını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.