Kavme fir'avn(e)(c) elâ yettekûn(e)
(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.
"Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
Şuara Suresi 11. ayet, Firavun kavminin haksızlık ve sakınmama durumunu ele almaktadır. Ayet, 'kavm' ve 'yettekûn' kelimeleri üzerinden toplumsal yapı ve ilahi uyarıya karşı takınılan tavrı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesini 'bir araya gelmiş, toplanmış insanlar topluluğu' olarak tanımlar. Ayetteki 'kavme Fir'avn' ifadesi, Firavun'un etrafında toplanmış, onun otoritesi altında yaşayan ve onunla özdeşleşen topluluğu belirtir, bu da onların Firavun'un zulmüne ortak olduklarını ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm'i 'bir iş üzerinde birleşen, bir görüşü paylaşan topluluk' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Firavun'un kavmi, onun zulüm ve inkâr siyasetini benimsemiş, bu yolda birleşmiş bir topluluktur ve bu durum, onların ilahi uyarıya karşı direnişlerini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kavm'in genellikle belirli bir peygambere karşı çıkan veya onunla ilişkilendirilen toplulukları ifade ettiğini belirtir. Firavun'un kavmi, Musa'nın tebliğine karşı çıkan, Firavun'un liderliğinde birleşen ve bu karşı çıkışlarıyla tanımlanan bir topluluktur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Firavun'u 'Mısır krallarının genel adı' olarak belirtir ve Kur'an'da özel olarak Musa dönemindeki zalim hükümdarı ifade ettiğini vurgular. Ayetteki 'kavme Fir'avn' ifadesi, bu zalim hükümdarın yönetimindeki topluluğu işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Firavun isminin mecazi olarak 'azgınlık ve haddi aşma' anlamında kullanılabileceğine işaret eder. Ayette Firavun'un kavmi, onun azgınlığını ve ilahi sınırlara riayet etmeyişini benimsemiş bir topluluk olarak sunulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, Firavun'un Kur'an'da 'kibir, zulüm ve ilahlık iddia etme' gibi özelliklerle anıldığını belirtir. Ayette Firavun'un kavmi, bu özelliklerin yansıması olarak, ilahi uyarılara karşı direnen bir topluluk olarak tasvir edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kökünden gelen 'yettekûn' kelimesini 'nefsi korkulan şeyden korumak' olarak açıklar. Ayetteki 'elâ yettekûn' ifadesi, Firavun kavminin ilahi azaptan, zulümden ve günahlardan sakınma konusunda bir eksiklik içinde olduğunu, bu konuda duyarsız davrandığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'takva'yı 'Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak kendini korumak' olarak tanımlar. Ayetteki soru kalıbı ('elâ yettekûn'), Firavun kavminin bu ilahi koruma ve sakınma bilincinden yoksun olduğunu, dolayısıyla ilahi uyarılara kulak asmadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın Kur'an'da genellikle 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun azabından sakınmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'elâ yettekûn' sorusu, Firavun kavminin bu sorumluluk bilincinden uzak olduğunu ve bu nedenle ilahi azaba maruz kalma potansiyelini taşıdığını ima eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.