Kâle fir'avnu vemâ rabbu-l'âlemîn(e)
Firavun, "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
Bu ayet, Firavun'un Hz. Musa'ya meydan okuyarak 'Alemlerin Rabbi' kavramının mahiyetini sorgulamasını konu almaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, Firavun'un inkarcı tavrını ve Allah'ın evrensel egemenliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' kelimesinin genellikle sesli bir ifadeyi, bazen de zihinsel bir düşünceyi veya inancı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette Firavun'un ağzından çıkan, meydan okuyucu ve sorgulayıcı bir sözü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'in, bir düşüncenin veya inancın dil ile dışa vurulması olduğunu açıklar. Ayetteki 'kâle' fiili, Firavun'un 'Alemlerin Rabbi de nedir?' şeklindeki inkarcı ve alaycı sorusunu dile getirmesini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Firavun'un Kur'an'da genellikle kibir, zulüm ve Allah'a karşı gelme sembolü olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Hz. Musa'nın tebliğine karşı çıkan ve ilahlık iddia eden bir karakteri temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun figürünün Kur'an'da 'ilahlık iddiasında bulunan, Allah'ın otoritesini tanımayan ve insanları köleleştiren' bir tiranı sembolize ettiğini vurgular. Ayetteki Firavun, Allah'ın 'Rabbu'l-Âlemîn' sıfatına karşı çıkan bir güç olarak konumlandırılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek' anlamından geldiğini ve Allah için kullanıldığında 'yaratıcı, sahip, yönetici, terbiye edici' gibi geniş anlamlar içerdiğini belirtir. Ayette, Firavun'un sorguladığı, evrenin mutlak sahibi ve yöneticisi olan Allah'ı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rab' kelimesinin mecazi olarak 'sahip' ve 'efendi' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayette, 'Rabbu'l-Âlemîn' terkibinde, tüm alemlerin yegane sahibi ve efendisi olan Allah'ı kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çekerek, onun 'yaratma, rızık verme, yönetme ve hükmetme' gibi ilahi fiillerin tamamını kapsadığını belirtir. Firavun'un 'Rabbu'l-Âlemîn'i sorgulaması, Allah'ın bu mutlak otoritesine karşı çıkışını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'alamet' (işaret) kökünden geldiğini ve Allah'ın varlığına işaret eden her şeyi kapsadığını belirtir. 'Âlemîn' ise, insanlar, cinler, melekler ve diğer tüm yaratılmışları içeren çoğul bir ifade olup, evrensel bir anlam taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'âlemîn'in, Allah'ın dışında var olan her şeyi kapsayan bir terim olduğunu ve bu terimin, Allah'ın yaratıcılığının ve kudretinin delillerini barındırdığını ifade eder. Ayette, Firavun'un sorguladığı 'Rab'bin hükmettiği geniş alanı, yani tüm varoluşu temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âlemîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'tüm varlıklar, tüm yaratılmışlar' anlamında kullanıldığını ve Allah'ın rububiyetinin evrenselliğini vurguladığını belirtir. Firavun'un sorusu, bu evrensel Rabliğin mahiyetini anlamaktan acizliğini gösterir.
Şu'arâ Sûresi
“Kâle fir’avnu vemâ rabbu-l’âlemîn(e)” Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi. (26/23)
Kendini Rabb olarak kabul eden kimse, kendinin dışında da bazı Rabb’lar olduğunu duyunca bunların nasıl bir şey olduğunu anlamak için sormaya başlıyor. T.B.