Feaḣracnâhum min cennâtin ve'uyûn(in)
(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
Şuara Suresi 57. ayet, Firavun ve kavminin sahip olduğu nimetlerden mahrum bırakılmasını ve bu nimetlerin İsrailoğullarına intikalini anlatmaktadır. Ayet, ilahi kudretin bir topluluğu sahip olduğu zenginliklerden nasıl çıkarabileceğini ve başka bir topluluğu nasıl mirasçı kılabileceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hurûc' kelimesinin bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fâ-ahrecnâhum' ifadesi, Allah'ın Firavun ve kavmini, sahip oldukları bahçelerden ve pınarlardan zorla, ilahi bir müdahale ile uzaklaştırmasını ifade eder. Bu, onların kendi iradeleriyle değil, ilahi bir emirle çıkarılmalarıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihrâc' fiilinin Kur'an'da bazen bir yerden zorla çıkarma, sürgün etme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'fâ-ahrecnâhum' ifadesi, Firavun ve kavminin sahip oldukları nimetlerden ve güçten mahrum bırakılmasını, adeta bir sürgün gibi oradan uzaklaştırılmasını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'çıkarmak' (ihrâc) fiilinin genellikle ilahi bir eylem olarak, bir durumdan başka bir duruma geçişi veya bir topluluğun kaderindeki köklü değişimi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanım, Firavun'un gücünün ve refahının sona erdirilmesini, ilahi bir müdahale ile onların sahip oldukları her şeyden mahrum bırakılmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin asıl anlamının 'örtmek' olduğunu ve ağaçların toprağı örtmesinden dolayı bahçelere bu ismin verildiğini belirtir. Ayetteki 'cennât' kelimesi, Firavun ve kavminin sahip olduğu, gözlerden gizlenmiş, bol ağaçlı ve verimli bahçeleri ifade eder ki bu, onların dünyevi refahının bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi bahçeler hem de ahiretteki cennet için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'cennât' ifadesi, Firavun'un Mısır'daki zenginliğini, bereketli topraklarını ve göz alıcı bahçelerini tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cennet' kelimesinin Kur'an'da genellikle güzellik, bereket ve huzur çağrıştıran mekanlar için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'cennât', Firavun ve kavminin sahip olduğu, refah ve konforun sembolü olan, ağaçlarla dolu, sulak ve verimli arazileri anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ayn' kelimesinin hem göz hem de su kaynağı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'uyûn' kelimesi, Firavun'un Mısır'daki zengin su kaynaklarını, pınarları ve akarsuları ifade eder ki bu da onların tarımsal zenginliğinin ve yaşam kalitesinin önemli bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ayn' kelimesinin çok anlamlı olduğunu ve su kaynağı anlamının Kur'an'da sıkça kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'uyûn' ifadesi, Firavun ve kavminin sahip olduğu, hayatın ve bereketin kaynağı olan bol su pınarlarını ve akarsuları tasvir eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ayn' kelimesinin suyun çıktığı yer, pınar anlamında kullanıldığını ve bu anlamın Kur'an'da cennet tasvirlerinde de geçtiğini belirtir. Ayetteki 'uyûn', Firavun'un dünyevi refahının bir parçası olan, bol ve akıcı su kaynaklarını ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.