Kâlû sevâun ‘aleynâ eve'azte em lem tekun mine-lvâ'izîn(e)
Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
Bu ayet, inkarcıların peygamberin öğütlerine karşı takındıkları umursamaz ve alaycı tavrı dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Özellikle 'sevâün' kelimesiyle ifade edilen eşitlik ve 'va'az' kökünden türeyen kelimelerle öğüt kavramının reddi, ayetin ana temasını oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya anlamı ifade etmek için kullanılan her türlü sözlü veya yazılı beyanı kapsar. Ayetteki 'kâlû' (قالوا) ifadesi, inkarcıların peygamberin çağrısına karşı ortak ve kesin bir reddedişini, yani bir fikir birliğini dile getirmelerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir şeyin mahiyetini ve içeriğini bildiren sözdür. Burada 'kâlû' (قالوا) ile inkarcıların, öğüdün kendileri için bir değer taşımadığını açıkça ve topluca ifade ettikleri, bu sözün onların içsel durumlarının bir yansıması olduğu belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sevâ' (سواء), iki şeyin birbirine denk olması, aralarında fark bulunmaması anlamına gelir. Ayetteki 'sevâün aleynâ' (سواء علينا) ifadesi, inkarcıların öğüt verilmesi ile verilmemesi arasında kendileri için hiçbir fark görmediklerini, her iki durumun da onlar için aynı derecede önemsiz olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sevâ' (سواء), bir şeyin diğerine eşit olması durumunu mecazi olarak ifade eder. Burada 'sevâün aleynâ' (سواء علينا) ile, öğüdün kendileri üzerinde hiçbir etki yaratmadığı, dolayısıyla öğüt verenin çabasının boşa olduğu vurgulanır. Bu, bir tür alay ve umursamazlık ifadesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sevâ' (سواء) kavramı, Kur'an'da genellikle bir denge, eşitlik veya tarafsızlık durumunu ifade eder. Bu ayette ise, inkarcıların peygamberin tebliğine karşı takındıkları kayıtsızlığı, öğüdün onlar için hiçbir değer taşımadığını ve bu konuda tamamen tarafsız, yani ilgisiz olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'z (وعظ), bir kişiye iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ve kalbini yumuşatmak amacıyla yapılan nasihattir. Ayetteki 'e-va'azte' (أوعظت) ifadesi, peygamberin inkarcılara yönelik yaptığı nasihat eylemini, onların gözünde anlamsız kılan bir soru kalıbıyla sunar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Va'z (وعظ), bir kişiye hayrı hatırlatmak ve şerden sakındırmak için yapılan sözlü uyarıdır. Burada 'e-va'azte' (أوعظت) ile, inkarcıların peygamberin nasihatini bir uyarı olarak değil, kendileri için boş bir çaba olarak gördükleri, bu fiilin onlar üzerinde hiçbir tesiri olmadığını ima ettikleri anlaşılır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vâ'iz (واعظ), insanlara öğüt veren, onları doğru yola çağıran kimsedir. Ayetteki 'el-vâ'izîn' (الواعظين) ifadesi, inkarcıların peygamberi sıradan bir öğüt veren olarak gördüklerini, onun özel bir konumu veya mesajının kendileri için bir ayrıcalık taşımadığını ima ettiklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Vâ'iz (واعظ) kelimesi, Kur'an'da genellikle insanları Allah'ın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya davet eden kişileri tanımlar. Bu ayette 'el-vâ'izîn' (الواعظين) ifadesi, inkarcıların peygamberi bu genel kategoriye dahil ederek, onun öğütlerini diğer öğüt verenlerin sözlerinden farksız gördüklerini ve bu nedenle ciddiye almadıklarını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.