Velev nezzelnâhu ‘alâ ba'di-l-a'cemîn(e)
(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Bu ayet, Kur'an'ın Arapça nazil olmasının hikmetine ve muhatapların inkarcı tutumuna işaret etmektedir. Anahtar kavramlar, 'indirme' fiili ve 'Arapça bilmeyenler' terimi üzerinden mesajın iletimi ve alıcıların durumu arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نزول), yüksekten alçağa inmek demektir. Kur'an bağlamında 'tenzîl' (تنزيل) ise, Allah'ın kelamını peyderpey, parça parça indirmesi anlamına gelir. Ayetteki 'nezzelnâhu' (نزلناه) fiili, Kur'an'ın tedricen vahyedilişini ifade eder ve bu durum, onun anlaşılmasını kolaylaştırma hikmetini taşır, ancak inkarcılar için bu durum bir fark yaratmaz.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nezzelnâhu (نزلناه) fiili, mecazen 'vahyettik' veya 'bildirdik' anlamında kullanılmıştır. Burada Kur'an'ın Allah katından insanlara ulaştırılması eylemini belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi kelamın bir aracı vasıtasıyla insanlara indirilmesi sürecini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'inzâl' ve 'tenzîl' kavramları, Allah'ın kelamının göklerden yeryüzüne, ilahi âlemden beşerî âleme inişini ifade eder. Bu iniş, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda ilahi bir mesajın insan idrakine sunulmasıdır. Ayetteki 'nezzelnâhu' ifadesi, bu ilahi iletişimin kaynağını ve mahiyetini gösterir; mesajın ilahi kökenli olduğunu ve insanlara ulaştırıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba'd (بعض), bir şeyin cüz'ü, parçası anlamına gelir. Ayette 'ba'dı'l-a'cemîn' (بعض الأعجمين) ifadesi, 'Arapça bilmeyenlerden bir kısmı' veya 'herhangi biri' anlamında kullanılmıştır. Bu, genel bir ifade olup, Arapça bilmeyen herhangi bir kişiye indirilseydi bile inkarcıların tavrının değişmeyeceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ba'd (بعض), bir küllün (bütünün) bir kısmını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, 'Arapça bilmeyenler' grubundan rastgele birini seçme anlamındadır. Bu seçim, Kur'an'ın dilinin anlaşılmasıyla ilgili bir engel olsa bile, inkarcıların inançsızlıklarının temelinde başka sebepler olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): A'cem (أعجم), Arapça konuşamayan veya dili anlaşılmayan kişidir. Ayetteki 'el-a'cemîn' (الأعجمين) ifadesi, Kur'an'ın nazil olduğu Arap toplumunun dışındaki, Arapça bilmeyen insanları ifade eder. Bu, Kur'an'ın Arapça nazil olmasının önemini ve muhatapların dilini vurgular; eğer başka bir dilde indirilseydi, Arap muhataplar için bir mazeret olabilirdi.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): A'cem (أعجم), konuşmasında kekemelik olan veya Arapça bilmeyen kişidir. Ayetteki 'el-a'cemîn' (الأعجمين) terimi, Arapça diline yabancı olanları, yani Arap olmayanları veya Arapça'yı iyi konuşamayanları ifade eder. Bu bağlamda, Kur'an'ın Arapça indirilmesinin, muhatapların onu anlaması için bir kolaylık olduğu, ancak inkarcıların bu kolaylığa rağmen inanmadıkları vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'Acem' kökünden türeyen kelimeler, genellikle 'anlaşılmazlık', 'açık olmama' ve 'Arapça dışındaki diller' anlamlarını taşır. 'A'cemî' (أعجمي), Arapça konuşmayan veya Arapça'yı iyi bilmeyen kişiyi ifade eder. Ayetteki 'el-a'cemîn' (الأعجمين) ifadesi, Kur'an'ın Arapça nazil olmasının, muhatapların onu anlaması için bir lütuf olduğunu, ancak inkarcıların bu lütfu dahi görmezden geldiklerini belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.