Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum(s) innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta'lemûn(e)(c) leukatti'anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma'în(e)
Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.
Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
Bu ayet, Firavun'un sihirbazlara yönelik tehditlerini içeren bir konuşmasını aktarmaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, Firavun'un otorite iddiasını, sihirbazların imanını ve Firavun'un uygulayacağı cezaları dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve dilin ikrarıyla birlikte emniyet ve güven duygusunu ifade eder. Bu ayette Firavun, sihirbazların kendisine duydukları emniyeti ve itaati bırakıp Musa'ya yönelmelerini, yani onun otoritesini tanımalarını sorgulamaktadır. Firavun'a göre iman, onun izni ve onayıyla gerçekleşmesi gereken bir eylemdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven eylemini de içerir. Firavun'un 'iman mı ettiniz?' sorusu, sihirbazların kendisi yerine başka bir otoriteye (Allah'a ve Musa'ya) teslim olmalarını ve bu yeni otoriteye güvenmelerini kabul edilemez bulduğunu gösterir. Bu, Firavun'un kendi ilahlık iddiasına karşı bir meydan okumadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İzin (أذن), bir şeyi yapmaya veya söylemeye ruhsat vermek, müsaade etmek anlamına gelir. Firavun'un 'izin vermeden' ifadesi, kendisini mutlak otorite sahibi olarak gördüğünü ve sihirbazların her türlü eyleminin kendi onayına tabi olması gerektiğini vurgular. Bu, Firavun'un ilahi bir yetkiyi kendinde toplama iddiasının bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İzin, bir şeyin yapılmasına engel olmamak ve onu serbest bırakmaktır. Firavun'un bu ayetteki kullanımı, sihirbazların imanının kendi iradesi dışında gerçekleşmesini, kendi egemenliğine bir müdahale olarak algıladığını gösterir. O, kendi izni olmadan hiçbir dinî veya siyasi eylemin meşruiyet kazanmayacağına inanmaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sihir (سحر), göz boyama, aldatma ve gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme sanatıdır. İbn Kuteybe'ye göre sihir, gizli ve hileli yollarla yapılan bir eylemdir. Firavun, sihirbazların Musa'ya iman etmesini, kendi büyüğünün onlara öğrettiği sihrin bir devamı olarak görmekte, böylece Musa'nın mucizesini küçümsemeye çalışmaktadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sihir, gizli ve ince yollarla yapılan, hakikati değiştiren veya öyle gösteren her şeydir. Firavun'un bu ayetteki 'sihir' kelimesini kullanması, sihirbazların Musa'ya olan inançlarını ve Musa'nın gösterdiği mucizeyi, kendi mesleklerinin bir uzantısı, yani bir aldatmaca olarak nitelendirme çabasıdır. Bu, Firavun'un gerçeği çarpıtma ve halkı yanıltma stratejisinin bir parçasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kat' (قطع), bir şeyi ayırmak, bölmek veya kesmek anlamına gelir. Firavun'un 'ellerinizi ve ayaklarınızı kestireceğim' ifadesi, en ağır cezalandırma biçimlerinden birini, yani uzuvların kesilmesini ifade eder. Bu, Firavun'un otoritesine karşı gelenlere karşı uygulayacağı acımasız ve caydırıcı bir tehdittir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör'e göre 'kat'' fiili, sadece fiziksel bir kesmeyi değil, aynı zamanda bir ilişkinin veya bağın koparılmasını da ifade edebilir. Bu ayette Firavun, sihirbazların hem fiziksel bütünlüklerini bozmayı hem de onların toplumla olan bağlarını, yani yaşamlarını sona erdirmeyi amaçlamaktadır. Bu, Firavun'un mutlak gücünü ve intikam arzusunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Taslîb (صلب), birini çarmıha germek, asmak suretiyle öldürmek anlamına gelir. Bu, eski çağlarda uygulanan en acımasız ve ibret verici cezalardan biridir. Firavun'un bu tehdidi, sihirbazları sadece öldürmekle kalmayıp, aynı zamanda onların ölümünü halka açık bir şekilde sergileyerek diğerlerine gözdağı vermeyi amaçladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salb (صلب), bir şeyi sertleştirmek ve sağlamlaştırmak anlamlarına gelir. Çarmıha germe eylemi de, kişinin bir direğe sabitlenerek sert bir şekilde asılmasıdır. Firavun'un 'hepinizi astıracağım' ifadesi, sihirbazların direnişini kırmayı, onları tamamen etkisiz hale getirmeyi ve bu eylemi toplumsal bir ders olarak kullanmayı hedeflediğini vurgular.
Şu'arâ Sûresi
“Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta’lemûn(e) leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma’în(e)” Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. (26/49)
(Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihra, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ.)
(Tâ-Hâ-20/71) “(Fir’âvn): “Size izin vermemden önce ona îmân mı ettiniz? Muhakkak ki o, gerçekten size sihir öğreten, sizin büyüğünüzdür (ustanızdır). Bu durumda mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çap-razlama keseceğim. Ve sizi mutlaka hurma ağacına asacağım. Ve böylece hangimizin azâbı daha şiddetli ve daha kalıcı (imiş) gerçekten bileceksiniz.” dedi.”
Nefs-i emmâre, (Fir’âvn)u hayal ve vehmin, tabileri olan sihirbazlara “Size izin vermemden önce ona îmân mı ettiniz? Fir’âvn bu sözüyle kendinin hâlen daha beden mülkünde gerçek hâkim olduğuna inanmaktadır ve kendinden başkasına inanmalarına tahammülü yoktur. Olağan dışı hadiselerin sadece sihir ile yapıldığını zanneden Fir’âvn, Mûsânın akl-ı külden gelen aklını ve kudret elini kullanarak Cenâb-ı Hakk’ın oradan kudret zuhuru yaptığını anlayamadığından ondan meydana gelen hadiseyi de sihir zannederek sizin ustanız, diyerek sihir ilmini tasdik etmiş olmaktadır. Bu yüzden, Fir’âvn kendisine tabi olmayan eski sihirbazların el ve ayaklarını kendilerine daha büyük azab olması için çapraz olarak yani sağ ayağını kestirirse sol kolunu kestirmiştir. Âyette ifade edilen hurma ağacına asmak ise onlara daha dünyada iken rahmettir. Çünkü hurma kesrette vahdeti ifade ettiğinden daha burada dünya da, iken kesret yoluyla vahdete erdiler demek olur.[15]