Keżâlike ve evraśnâhâ benî isrâ-îl(e)
İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
Şuarâ Suresi 59. ayet, Firavun ve kavminin sahip olduğu nimetlerin İsrailoğullarına intikalini anlatmaktadır. Ayet, 'veraset' kavramı üzerinden ilahi takdirin ve mülkiyet değişiminin dilbilimsel ve semantik derinliğini gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'veraset' (وِرَاثَة) kelimesini, bir başkasından kalan mal, ilim veya şeref gibi şeylerin intikali olarak açıklar. Ayetteki 'evrasnâhâ' (أَوْرَثْنَاهَا) ifadesi, Allah'ın Firavun'dan kalan mülkü ve makamları İsrailoğullarına vermesi, onları bu nimetlere sahip kılması anlamındadır. Bu, sadece maddi bir intikal değil, aynı zamanda bir yetki ve egemenlik devridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evrasnâhâ' (أَوْرَثْنَاهَا) ifadesini mecazi bir kullanımla açıklar. Buna göre, Allah'ın bir şeyi bir kavme miras bırakması, o kavmi o şeye sahip kılması, onları o şeyin varisi yapması demektir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un sahip olduğu bahçeler, pınarlar ve hazineler gibi nimetlerin İsrailoğullarına geçmesi, onların bu nimetlere konması anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veraset' kavramının Kur'an'da sadece maddi miras değil, aynı zamanda manevi ve sembolik bir intikali de ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'evrasnâhâ' (أَوْرَثْنَاهَا) fiili, Allah'ın ilahi iradesiyle bir topluluğun (İsrailoğulları) başka bir topluluğun (Firavun kavmi) yerine geçirilmesi, onların sahip olduğu güce ve imkanlara varis kılınması anlamında kullanılır. Bu, ilahi bir lütuf ve aynı zamanda bir imtihandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'Benî İsrâîl' (بَنِي إِسْرَائِيل) ifadesini, Hz. Yakup'un (İsrail) soyundan gelenler olarak tanımlar. Ayette, bu topluluğun, Firavun ve kavminin sahip olduğu nimetlere ilahi bir takdirle varis kılındığı vurgulanır. Bu, onların Allah katındaki özel konumlarına ve ilahi planın bir parçası olmalarına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Benî İsrâîl' (بَنِي إِسْرَائِيل) kavramını, Hz. Yakup'un çocukları ve torunları olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu ifade, Allah'ın Firavun'un zulmünden kurtardığı ve ona ait olan mülkleri bahşettiği seçilmiş bir kavmi temsil eder. Bu, onların ilahi müdahale ile güç ve refaha kavuşmalarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Benî İsrâîl' (بَنِي إِسْرَائِيل) kavramının Kur'an'da genellikle ilahi lütfa mazhar olmuş, ancak zaman zaman da ilahi emirlere karşı gelmiş bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, onların Firavun'un mülklerine varis kılınması, ilahi bir ödül ve aynı zamanda onlara yüklenen bir sorumluluğun başlangıcı olarak yorumlanabilir.
Şu'arâ Sûresi
“Kezâlike ve evrasnâhâ benî isrâ-îl(e)” İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık. (26/59)
Beden arzına ve nefsi emmare sarayına gece kalkıp zikir ve tefekkür çalışması yapan gece yürüyenin çocukları olan dervişlik hakikati mirasçı kılınır. (Murat Derûni)