Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecr(in)(s) in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l'âlemîn(e)
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
Şuarâ Suresi'nin 109. ayeti, peygamberlerin tebliğ karşılığında herhangi bir dünyevi beklenti içinde olmadığını vurgular. Ayet, 'ücret' (ecr) kavramı üzerinden peygamberlik görevinin ilahi bir sorumluluk olduğunu ve karşılığının yalnızca 'Alemlerin Rabbi'nden beklendiğini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'سأل' (se'ele) kelimesinin hem bilgi edinmek amacıyla soru sormak hem de bir şey talep etmek, istemek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَسْـَٔلُكُمْ' ifadesi, Nuh (a.s.)'ın tebliği karşılığında kavminden maddi bir karşılık beklemediğini, yani onlardan bir ücret talep etmediğini açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'سأل' kullanımlarını mecazi ve hakiki anlamlarıyla ele alır. Bu ayetteki 'أَسْـَٔلُكُمْ' ifadesi, peygamberin tebliğ görevinin dünyevi bir çıkar gütmediğini, aksine tamamen Allah rızası için yapıldığını, dolayısıyla kavminden herhangi bir maddi talepte bulunmadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أجر' (ecr) kelimesini, bir işin veya amelin karşılığı olarak verilen şey şeklinde tanımlar. Ayetteki 'مِنْ أَجْرٍ' ifadesi, Nuh (a.s.)'ın peygamberlik vazifesini yerine getirmesi karşılığında kavminden hiçbir maddi karşılık beklemediğini, yani dünyevi bir ücret talep etmediğini net bir şekilde ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'أجر' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi karşılıkları kapsadığını belirtir. Bu ayetteki kullanım, peygamberin dünyevi bir 'ecr' talep etmediğini, aksine asıl 'ecr'inin Allah katında olduğunu vurgulayarak, peygamberlik misyonunun dünyevi çıkarlardan arınmışlığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ecr' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına amelleri karşılığında vereceği mükafatı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette peygamberin 'ecr'ini sadece Allah'tan beklemesi, peygamberlik görevinin tamamen ilahi bir hizmet olduğunu ve dünyevi beklentilerden uzak duruşunu sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'رب' (Rabb) kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi aşama aşama kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'رَبِّ الْعَالَمِينَ' ifadesi, Allah'ın tüm âlemleri yaratan, yöneten, terbiye eden ve onlara sahip olan mutlak güç olduğunu, dolayısıyla peygamberin ücretini yalnızca O'ndan beklediğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rabb' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'Malik' (sahip) ve 'Seyyid' (efendi) anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette 'رَبِّ الْعَالَمِينَ' ifadesi, Nuh (a.s.)'ın tüm varlık âlemlerinin yegane sahibi ve yöneticisi olan Allah'a olan tam teslimiyetini ve O'ndan başka kimseden karşılık beklemediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'عالم' (âlem) kelimesinin, kendisiyle bir şeyin bilindiği şey anlamına geldiğini ve genellikle 'Allah'ın varlığına delalet eden her şey' için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'الْعَالَمِينَ' ifadesi, Allah'ın sadece belirli bir topluluğun değil, tüm evrenin ve içindeki her şeyin Rabbi olduğunu, dolayısıyla Nuh (a.s.)'ın tebliğinin evrensel bir mesaja sahip olduğunu ve karşılığını evrenin Rabbinden beklediğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'عالم' kelimesinin 'alamet' (işaret) kökünden geldiğini ve Allah'ın varlığına işaret eden her şeyi kapsadığını ifade eder. Bu ayette 'رَبِّ الْعَالَمِينَ' terkibi, Allah'ın tüm varlık âlemlerinin yaratıcısı, yöneticisi ve sahibi olduğunu, bu geniş kapsamlı egemenliğin peygamberin tebliğindeki ilahi kaynağı ve güvencesi olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.