İçeriğe atla
Neml 11Cüz 19 · Sayfa 377

Neml Sûresi 11. Âyet

النمل

Sohbete sor

İllâ men zaleme śümme beddele husnen ba'de sû-in fe-innî ġafûrun rahîm(un)

"Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim."

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(27/11) “ Ancak -diğer insânlardan olup da- zulmeden korkmalıdır, -fakat- sonra kötülüğün arkasından -zulmü- güzelliğe çeviren -kimseler- başka -onlar da korkudan kurtulabilirler- artık şüphe yok ki, ben mağfiret, rahmet ediciyim.” İllâ –şunlar korksun ki “Men zaleme”-Kim ki zulm etti, “Sümme beddele” –sonra değiştirdi. “Hüsnen ba’de süin” –güzellikle kötülüğü değiştirdi. “Fe inni gafurur rahîm”-İşte onlar korksunlar gene Gafurur rahîm diyor. Sen benim yanımdasın zâtımın koruması altındasın. Zât-î tecellidesin. Hâlik tecellisindesin Mahlûk tecellisinden niçin korkasın ki diyor. Ama Mûsâ’nın korkması basit mânâ da değil, eski hâline dönme, kork-ması. Onun için uzaklaştı. İllâ korkanlar şunlardır ki istisna ederek, “Men zaleme” –nefsine zulmetti. Hani Âdem Baba mızın bir duası vardı, Rabbenâ zalemnâ –Biz

nefsimize zulm ettik. Enfüsenâ. Kim ki nefsine zulm etti. Nefsine zulm etmek nasıl oldu. Kendindeki hakikati zuhura çıkaramayıp, esmâ-i İlâhiyyenin kendi batınında ve hapsinde kalması, nefsine zulm etmek olmakta. Onları ortaya çıkarıp da faaliyete geçiremediğimiz sürece, onlar mazlûm, biz zâlim. Esmâ-i İlâhiyye bizden Hakk talep edecektir.

Üzerimizde bulunan 99 Esmâül Hüsnâ evvelâ bizden davacı olacak. Sağdaki, soldaki insân değil, davacıları bir tarafa bırakalım, onlar yetecek zâten bize. İşte bu nefsimize zulm etmek. Yani rubûbiyyet mertebesi itibari ile kendi varlığımızda mevcut olan Esmâül Hüsna’yı hakkıyla faaliyete geçiremediğimiz için Rahmân’ını, rahîm’ini, alîm’ini, fettah v.s. sıfatı ilâhiyye yi (hayat, ilim, irâde, kudret, kelam semi, basar,) ortaya çıkarama-dığımız için onlar bizden davacı olmakta. Bana hayat hakkı niye tanımadın? Beni niye ortaya çıkaramadın? Ben sende mevcuttum. Bu hakkı senden istiyordum. Sen benim zuhur mahallimdin. C. Hakk seni böyle var etti. Seni, beni zuhur ettiresin diye var etti, dediklerinde bakalım nasıl cevap vereceğiz.

“Sümme beddele hüsnen” Esmâ-ül Hüsnâ’yı değiştirdi, oranlarını değiştirdi. Şeklini değiştirdi. Yapılarını görevlerini değiştirdi. Yani adl, ismini kullanacağı yerde mudil ismini kullandı. Hâdî ismini kullanacağı yerde mekr yaptı, mudil ismini kullandı. Tebdil etti, değiştirmesi bu. Rahmân ismini kullanacağı yerde Cabbar ismini kullandı. Nefsinin istikametinde kullandı. İşte onlar müstesna, iyilikleri değiştirdi. İyilikleri dediği Esmâül Hüsnâ’nın zıt isimlerini, karşılıklı zıt isimlerinin yerlerini değiştirdi. Rahmet etmesi gereken yerde Cabbarlık yaptı. Cabbarlık gereken yere rahmet etti kendi istikametinde. Muhakkak ki ben gafurur rahimim. Ama gene de kimse ümitsiz olmasın. Gaffar: örtücü. Allah gafurur rahîm diyerek, sen

günahları işle de Allah gafurur rahîm dir, tamam sen öyle de, gene de, diyor. O bilir nerede gaffar olacak. Nerede örtecek. Nerede rahim olacak, merhamet edecek. Onları biliyor, diyor. Gafurur rahimin çok izahları vardır ama bu mertebe icabı bu kadarı itibariyle yetmiş olsun.

Devam edelim.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)