Veedḣil yedeke fî ceybike taḣruc beydâe min ġayri sû-/(in)(s) fî tis'i âyâtin ilâ fir'avne vekavmih(i)(c) innehum kânû kavmen fâsikîn(e)
"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
"Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."
Neml Suresi'nin 12. ayeti, Hz. Musa'ya verilen mucizelerden biri olan elin bembeyaz çıkması hadisesini anlatır. Ayet, bu mucizenin Firavun ve kavmine gönderilen dokuz ayetten biri olduğunu vurgulayarak, onların fasık bir kavim olduğunu belirtir. Dilbilimsel olarak, mucizevi dönüşüm ve ahlaki yozlaşma kavramları öne çıkar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yed' kelimesinin hem organ olarak eli hem de kudret, nimet ve güç gibi soyut anlamları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, Hz. Musa'nın fiziksel eli kastedilmekle birlikte, bu elin mucizevi bir gücün tecelligahı olması yönüyle ilahi kudrete işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yed' kelimesinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Ayetteki 'yed' kelimesi, sadece bir organ olmanın ötesinde, Allah'ın kudretinin ve mucizesinin bir aracı olarak işlev görür; bu da kelimenin semantik derinliğini artırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ceyb' kelimesini elbisenin yakası veya koynu olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. Musa'nın elini bu kısma sokması, mucizenin gerçekleşmesi için bir eylem olarak belirtilir ve bu eylem, ilahi bir emrin yerine getirilmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceyb' kelimesinin literal anlamının yanı sıra, bu tür eylemlerin mucizevi bir dönüşümün başlangıcı olduğunu ima eder. Elin koyna sokulması, sıradan bir eylemin ilahi müdahale ile olağanüstü bir sonuca yol açtığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beydâ'' kelimesinin 'beyazlık' anlamına geldiğini ve bu bağlamda, elin herhangi bir hastalık veya kusurdan arınmış, parlak bir beyazlıkla ortaya çıkmasını ifade ettiğini belirtir. Bu durum, ilahi bir işaret ve mucizedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'beydâ'' kelimesinin burada 'kusursuz ve parlak beyazlık' anlamında kullanıldığını vurgular. Bu, sadece rengin değişimi değil, aynı zamanda ilahi bir gücün ve mucizenin açık bir göstergesidir, Firavun ve kavmini ikna etmeye yönelik bir delildir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sû'' kelimesinin 'kötülük, çirkinlik, hastalık' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'min gayri sû'' ifadesi, elin beyazlığının cüzzam gibi bir hastalıktan değil, tamamen mucizevi ve kusursuz bir şekilde gerçekleştiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sû'' kavramının Kur'an'da genellikle ahlaki ve fiziksel olumsuzlukları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'min gayri sû'' ifadesi, mucizenin saflığını ve ilahi kökenini vurgulayarak, herhangi bir doğal veya hastalıklı açıklamayı reddeder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âyet' kelimesinin 'işaret, alamet, delil' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem evrensel delilleri hem de peygamberlere verilen mucizeleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'âyât' kelimesi, Hz. Musa'nın peygamberliğini ispatlayan ilahi mucizeleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âyet' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece bir işaret olmanın ötesinde, Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren somut deliller olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Hz. Musa'ya verilen 'dokuz âyet', Firavun'un inkarcılığını kırmak için gönderilen kesin ve açık delillerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesinin aslen hurmanın kabuğundan çıkması anlamına geldiğini ve mecazen Allah'ın emrinden çıkmak, doğru yoldan sapmak anlamında kullanıldığını belirtir. Firavun ve kavminin 'fasık' olarak nitelendirilmesi, onların ilahi emirlere karşı gelerek haddi aşan bir topluluk olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a itaatsizlik, isyan ve ahlaki yozlaşma anlamında kullanıldığını açıklar. Firavun ve kavminin 'fasık' olarak tanımlanması, onların sadece inançsız olmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki düzeni de bozmuş olduklarını ifade eder.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Fî ceybike : gögsüne sok.
Tahruç: çıkar Beydâe min gayri sûin: bembeyaz parlak bir el olsun.
Fî tis’i Âyatin ilâ firavne ve kavmihi : ve 9 işaretle, Âyetle fir’âvn’a ve kavmine git. 2 tanesini burada belirtti. Diğer-lerine bakacağız.
İnnehum kânû kavmen fasikın : çünkü onlar fasık, bozuk kavimdir. Onları doğrultmak için bu 9 mu’cize ile birlikte onlara git.
Elini sok: fî ceybike Bizim Ahmet Elitaş isminde arapça bir hocamız vardı.
gerçekten çok gayretli, müstesna, çalışkan, ehlullaha muhabbetli bir insândı. Kendi hocası ile Kûr’ân-ı Kerîm tefsirine başladıkları zaman bu Âyet’e gelmişler. Başka bir Sûrede de var bu Âyet’in –mevzuu elini koynuna sokması, Hocası soruyor? Ayette açıklama yok.
-Hangi elini soktu diyor?
-Hocam diyor, sağ elini soktu göğsüne, kalbinin üzerine.
-Niye? Diyor sağ eli.
-Çünkü diyor her güzel iş sağ el ile yapılır. Bu yüzden sağ elini soktu. 1953 senesinde Hocası Mehmet Fatih Efendi, yeni yapılan Çiftlik önü câmiine imam olarak tayin olmuş. Rahmetli. Allah onlardan gani, gani râzı olsun. Çocuktuk gidiyorduk, sabahları ders okuyorduk. O anlatıyor. Tefsir okurken, bizde tam buraya gelmiştik, o hoş bir halde bu hatırasını anlatıyordu.
Şunu veya bunu yermek için değil, Allah hepsinden razı olsun . Düşündüğü şeriat mertebesinden doğru. Âyeti Kerîmeye ters değil. Âyet’te yön belirtilmemiş. Herkez mantığına göre sağ elde diyebilir, sol elde diyebilir. O kanaatte de oluşabilir. Mertebe itibariyle ikisi de olur. Ama biraz daha meseleyi derinleştirmeye doğru gittiğimizde bu işin hakkın indinde nasıl olduğunu anlamaya çalıştığımızda iş değişiyor. Sûret olarak sağ elini soktu. Çünkü sağ el hayırlar için ayrılmıştır. Her iş sağdan hayırlı olur diye yorum vardır. Ama bu dışarıdan bir mantıkla oluşturulmuş tahsistir. Sağ el tahsisi olmakta. İlâh-î murat hangisiydi veya Mûsâ (a.s.) mın gerçekten tatbik ettiği hangi eliydi onu anlamamız gerekiyor. Buraya geldiğimizde buradaki el Mûsâ (a.s.) mın elidir, Muhammet (a.s.) mın eli değildir. Bunun çözülmesi ancak, mertebe itibariyle bakılarak mümkün olabilir.
Bu el Mûsâ (a.s.) mın eli olduğundan sol eldir. Muhammed (a.s.)a C. Hakk aynı ifadeyi deseydi sağ eli olacaktı. Allahu Âlem. Bir iddia diye olmasın. İddia değil.
Sağ da olur, sol da olur. Bir şey de fark etmez aslında. Ama diğer yönü ile bakarsanız çok şey fark eder. Çünkü irfaniyyet, Âriflik meselesidir. İlmi hakîkî’nin her mevzuu kendi gerçekleri üzerinde idrak ettirilmesidir. C. Hakk Mûsâ (a.s.)a (28/30) TUR Dağının sağ tarafından nida edildi diyor. Mûseviyyet ve İseviyyet mertebesi nefsi kül olduğundan solu ifade eder. Ama Muhammediyet mertebesi, hakikat, aklı kül mertebesi olduğundan sağı ifade eder. Müslümanların yönü sağdır, Hıristiyanların Mûsevilerin soldur, nefsi küldür. Siyasilerin kullandıkları mânâda sağ, sol değil. Beden ortadan ikiye ayrılmış olsa bunun sol tarafı nefsi kül; sağ tarafı aklı kül’dür, hakikati muhammediyye’dir. Çünkü sol taraf sağa doğru hareket etmekte, yani sağa ulaşmaya gayret etmekte. Nefsi kül’ün aklı külle doğru yönelmekte ki gayesi budur.
İlâh-î akla, aklı külle ulaşmak. İşte Mûsâ (a.s.) bu sistem içerisinde sol elini sağa aklı kül tarafına soktu. Ve aklı kül onu kemâle erdirerek nurlandırdı, parlattı. Zâten Mûsâ (a.s.)ın sağ eli asası ile dolu idi. (20/17) “nedir sağ elinde olan” denmişti. Aksi halde sağ elini sola sokmuş olsaydı, o el bulanık bir el olarak çıkardı. Çünkü aklı kül nefsi külle bulanmış olacaktı. Nefsi külle perdelenmiş olacaktı. Zâten Hz. Rasûlüllaha böyle bir teklif olmadı. Peki nasıl bir bilgi verildi Hz. Rasûlüllah’a. Tebarekellezi biyedihil mülkü.(67/1) Senin elindeki mülk “Onüç” ne mübarektir. (6+7=13) (67) Allah ismininde sayı değeridir.
Diyerek hem aklı kül hem nefsi kül tüm olarak verildi. Tebârekeyi de bir bakıma bu yüzden okuyoruz. Âyet evvelâ Allah’ın mülküne, ne bereketlidir, diye Hakk tarafından bakıldığında, kula hitap olunduğunda ise.
-Ey kulum, ey Rasûlüm senin elindeki mülk ne mübârektir. Mülkten kasıt evvelâ bu beden. Eğer o aklı kül hakikatini idrak etmiş ise İnsân-ı Kâmil mertebesinden
bütün âlemleri elinde tuttuğundan mübarektir. Hani deniyor ya bütün âlemler İnsân-ı Kâmil’in gönlünün içerisine girse köşesinde bir yer tutmaz. Bütün âlemleri sağdan sola ihata etmiş olur. İşte sol nefsi kül; sağ aklı kül. İkisini birleştirdiğimizde tevhit olur. Hakkın eli olmakta. Hani deniyor ya mü’min kulun kalbi. Hakk’ın Celâl ve Cemâl parmakları arasındadır.
İşte Mûseviyyet mertebesi ve Muhammediyyet mer-tebesi ellerinin özetle karşılaştırılması bu kadar muazzam farklılıkları ifade etmektedir. Peki İsâ (a.s.) ın bu eli ne yaptı? Çamurları aldı kuş yaptı. Ama oda iki elini kullandı. Sağa en yakın o oldu diğer ümmetlerden. Hakikati Muhammediyeye en yakın İseviyet’tir. Bize en yakın İseviyyet mertebesi. İki elini kullandı.
(5/110) “ve tenfehu” Benim iznimle kuş olup uçtu diye İsâ (a.s.) ın elinin mubârekliği bu kadardır. Körlerin gözünü açması. Kuşları uçurması. Elini mesh ettiğinde ölüleri diriltmesi gibi. Mûseviyyet mertebesinde elini cebine sok, koynuna sok dendi ve beyaz olarak çıktı. İseviyyet’te yed-i – eli kullanması. Kuşları uçurması, mucizesini gösterdi biiznihi- benim iznimle deniyor. Ama Muhammediyet mertebesinde de övgü “TEBÂREKELLEZİ BİYEDİHİL MÜLK” Elindeki mülk ne bereketlidir. Ne kadar sonsuz bir lütfu vardır senin elinde. Bakın bu elimizi açtığımız zaman biri 18- biri 81 toplamıda 99 etmektedir. Mü’minin eli 99 “Esmâ-ül Hüsnâ” yı üretmekte, onun faaliyyetlerini üretmekte. Ama o gayrı Müslimlerin elinde de var ama tahakkukları yok. İzin yok. İzin bizde. Ama biz kullanamıyoruz onlar daha çok kullanıyorlar ayrı mesele. Bu âlemde ne kadar icat varsa bu iki elle meydana gelmekte. Böyle bir yüksek kerâmet ve mucize sahibi bu eller ama biz bunun farkında değiliz. Ama onun ismi Ahmet olur, Yahya olur, o eldir onu yapan.
Bir gün Mevlânâ Câmî Hz. ne bir hanım geliyor. Kucağında çocuğu ile ağlıyor, iki gözü iki çeşme, ne olur Efendi Hz. Okuyun çocuğun gözleri açılsın, a’ma imiş çocuğun gözleri .Kızıyor Mevlânâ Câmî Hz.leri
-Haşa, haşa biz İsâmıyız ki, gözleri açilsın.
Hanım gidiyor meyus oluyor. O anda haktan bir nida geliyor ki ;
-gözleri açan İsâ değil bizdik, biz diyor.
Hemen hanıma ;
-Gel gel hatun gel, “kum bi iznillah.”
O anda Molla Câmî, ortada yoktur Hakk o lisân-ı söylüyor, ve çocuk gözlerini açıveriyor, kadın da gülerek gidiyor.
Diğer peygamberlerin meydana getirdiği mucizeleri Hz resulullahın ümmetinden meydana gelmekte. Bunların karşılığı vardır. İsâ (a.s.) ölüyü diriltti ama hangi ölüyü diriltti, bedeni ceseti diriltti. Hakikati muhammediyye ise Rûhları diriltiyor, her an da bu sonsuz diriltme devam ediyor. İsâ (a.s.) 2 kişiyi (zannediyorum) dirilttiği söylenir. Ama Muhammet (a.s.) ın kıyamete kadar milyarlarca kişiyi diriltiyor, diriltecektir, Allahın izniyle.
“ Dokuz mucize-Âyet- ile Firavun'a ve kavmine –git” Âyetler ve işaretler ile kavmine git. Çünkü onlar bozulmuş kavimler idi. Esmâ-i İlâhiyye’lerini karmakarışık etmiş. C. Hakk’a istediği şekilde ki o Esmâ-i İlâhiyye’lerin sahibi C. Hakk’ın proğramladığı şeklinde kullanmayarak işi karıştırmaları yüzünden fâsık oldular, bozdular, bozgun-culuk yaptılar. Peki 9 ayet, 9 mucize ne idi.
1-Asa:yukarıda bahs edildi.
2-Yedi Beyza:beyaz el, parlak el.
3-İman etmedikleri sürece kıtlık.
4-Tufan: çok büyük tufan oldu. Fir’âvn ve kavmi geliyorlardı. Bu mucizelerden biri başlarına geliyordu. Bir müddet düzeliyorlardı. Sonra tekrar bozuluyorlardı. Sonra
hemen bunlar kısa bir süre sonra olmuş değil. Mûsâ (a.s.) daha ateş hadisesinden sonra kavminin arasına gidecek 20 yıl daha orada kaldığı vaaz ettiği, Fir’âvn’a gidip mücadele ettiği, ondan sonra Mısırdan çıktıkları hadisesi var, 40 sene de sahrada dolaştılar. ve 40 yaşında Mısırdan çıktı. o kibtiyi öldürünce 10 sene Şuayp (a.s.) ın yanında kaldı. geriye döndü. 20 kusür yıl risâletine devam etti. İşte kabul edenler etti. Bu 9 mucizesi bu Sûreler içinde oldu. Müneccimlerle sihirbazlarla karşılaşması, o hadiseler o Sûreler içinde oldu. Ondan sonra çıktı mısırdan
5-Çekirge:1 sene bütün gıdalar çekirge istilasına uğradı.
6-Kurbağa: O kadar çok çıktı ki kurbağadan ayak basacak yer bulamadılar.
7-Bit çıktı:
8-Nil suyu onlar hakkında kana dönüştü. Nile gidiyorlardı sulamak için kan oluyordu. Beni İsrâîl’den birisi gidiyorsa su oluyordu. Uzun seneler Fir’âvn ve halkı bu mucizelerle boğuştu.
9-Denizin yarılması: Mısırdan çıkıyorken Kızıldenize 12 yerden asasını vurdu. Oradan geçtiler.
- şüphe yok ki, onlar yoldan çıkan bir kavim oldular.”