Femekeśe ġayra ba'îdin fekâle ehattu bimâ lem tuhit bihi ve ci/tuke min sebe-in binebe-in yakîn(in)
Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman'a) şöyle dedi: "Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe'den sana sağlam bir haber getirdim."
Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.
Neml Suresi 22. ayet, Hüdhüd'ün Süleyman'a getirdiği haberin içeriğini ve bu haberin dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır. Ayet, 'ihâta', 'nebe'' ve 'yakîn' gibi kavramlar üzerinden bilginin kaynağını, niteliğini ve kesinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhâta (إحاطة) kelimesi, bir şeyi çepeçevre kuşatmak, her yönüyle kavramak ve bilgi açısından tam olarak idrak etmek anlamına gelir. Ayetteki 'ehadtu' ifadesi, Hüdhüd'ün Süleyman'ın dahi ulaşamadığı bir bilgiye tam olarak vâkıf olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İhâta, bir şeyin tüm yönlerini kapsayacak şekilde bilgi sahibi olmak demektir. Burada Hüdhüd, Süleyman'ın bilgisi dışındaki bir olayı, tüm detaylarıyla öğrenmiş ve kuşatmış olduğunu iddia etmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ), sıradan bir haberden (haber) farklı olarak, büyük ve önemli bir olayı bildiren haberdir. Hüdhüd'ün getirdiği haber, Sebe' melikesi ve kavminin durumu gibi mühim bir konuyu içerdiği için 'nebe'' olarak nitelendirilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nebe', genellikle doğruluğu kesin olan ve büyük bir etki yaratacak haberler için kullanılır. Ayetteki 'nebe'' kelimesi, Hüdhüd'ün getirdiği bilginin sıradan bir duyum değil, önemli ve doğruluğu teyit edilmiş bir bilgi olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nebe'' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi vahiy veya peygamberlerin getirdiği önemli mesajlar için kullanıldığını belirtir. Burada Hüdhüd'ün getirdiği haber, Süleyman için büyük bir önem taşıdığı ve ilahi bir yönü olabileceği için bu kelime tercih edilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yakîn (يقين), şüphe ve tereddütten uzak, tam ve kesin bilgi anlamına gelir. Hüdhüd, getirdiği haberin doğruluğundan emin olduğunu, bizzat müşahede ederek bu bilgiye ulaştığını ifade etmek için 'yakîn' kelimesini kullanmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Yakîn, bir bilginin duyularla, akılla veya haberle elde edilmiş olsun, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak derecede kesin olması halidir. Ayetteki 'yakîn' ifadesi, Hüdhüd'ün haberinin sadece bir duyum değil, bizzat gözlem ve tecrübeye dayalı, mutlak bir gerçeklik olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yakîn, bir şeyin hakikatini tam olarak idrak etmek ve bu idrakin hiçbir şüphe barındırmamasıdır. Hüdhüd, Süleyman'a sunduğu bilginin doğruluğu konusunda tam bir güvene sahip olduğunu bu kelimeyle ifade eder.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“femekese gayre baîdin” Kısa bir süre bekledi yani kesin karar vermeden bekledi. “Fe kâle” dedi ki; kim? hüd hüd.
Çünkü ona haber verdiler neredesin seni Süleymân bekliyor gibi. Âyet-i Kerîme bu kadar teferruata girmeden kısa kısa ifadelerle belirtiyor. “Ehattü" ben ihâta, idrak ettim öğrendim yaşadım bir şeyler biliyorum. “bimâ lem tühit bihî.” O öyle bir şey ki; sen onu bilemedin, diyor, hüt hüt kuşu. O güne kadar bütün yücelikler ile ilim verilmiş olan Hz. Süleymâna bu sözü söylüyor. Sen ona muhit olamadın anlayamadın, bilemedin. Senin ihata edemediğin bir şeyi ben ihata ettim. “ve ci’tüke min sebein yakînün” Sebe’den yakîn gerçek bir haberle geldim ki sen o haberi bilmiyordun diyor. Koskaca bir peygamberin karşısına bir tarla kuşu çıkacak ki bazıları çaylak çavuş kuşu diyor. Kûr’ân ifadesi ile hüd hüd o da 9-9=99 demek. He: “Hüvviyyeti mutlaka” daki Hüvvivyet’in “hüd, hüd” şekliyle görünmesi. Oradaki “hüd hüd” O Hüvvivyet olmasa ben ihata ettim senin ihata edemediğini diyemez. O “de, dal” da onun delilidir. “Hüviyeti mutlaka”nın zuhur mahalli olduğunun delili. Muhammed’de ki, dallar gibi “Hüd hüd” ün varlığına ve sözünün de delilidir.
Koskoca bir peygamber, insânlar ve kuşlardan o sözü söyleyecek bir baba yiğit olmaz. O söylüyor. Çünkü Hüvviyyeti mutlaka var kendinde cismi küçük ama mânâsı geniş. Süleymân (a.s.) geniş değil mi? Süleymân (a.s.) birçok şey verildi. Hüd hüd’e verilen onun yanında hiçbir şey değildir ama. Burada şunu bize söylüyor ki; bir kimse belki 100 mesele bilir ama küçük bir çocuk 1 mesele bilir. Ama 100 mesele içinde o, 1 mesele yoktur. 100 mesele bilen ona hörmet etmelidir o, 1 mesele için. İslâmın ilme
verdiği değerini göstermektedir. Kendini savunması, kendini savunmaz ise kellesi gidecek. Birazda cesaretini oradan almaktadır.